“Jede dritte junge Türkin ohne Job oder Ausbildung.”
Heute Gazetesi’nin attığı manşet bu.
Bazen bir cümle, sahibinin sandığından çok daha fazlasını anlatır. Bazen de bir manşetin bütün mahareti, söylemeye cesaret edemediği şeyi okura ima ettirmesidir.
Peki, burada yapılmak istenen tam olarak nedir? Genç kadınların eğitim ve iş hayatından uzak kalması gibi ciddi bir meseleyi gündeme taşımak mı, yoksa Türkin kelimesini özellikle öne çıkararak okurun zihninde tanıdık bir önyargıyı yeniden canlandırmak mı?
İma dediğiniz şeyin kullanışlı bir tarafı vardır: Açıkça söylemezsiniz, ama ne düşündürmek istediğinizi sezdirirsiniz. Sonra da önünüze bir istatistik koyup kendinizi savunabilirsiniz. Rakam doğrudur; öyleyse başlığın yarattığı çağrışım da meşru mudur?
Hayır. Doğru bir rakam, her türlü üslubun arkasına saklanabileceği bir kalkan değildir.
Üstelik burada söz konusu olan, Türkiye doğumlu 15–24 yaş grubundaki genç kadınlara ilişkin belirli bir veridir. Bu sınırlı bilgiyi alıp Türkin kimliği üzerinden sunmak, okurun zihninde verinin sınırlarını aşan bir genellemenin kapısını aralar. Başlığın etkisi de tam burada ortaya çıkar: Araştırmanın ayrıntılarını bilmeyen okur, bir grup genç kadına ilişkin oranı bütün bir kimliğin özelliğiymiş gibi algılayabilir.
Bunu öngörmek için büyük bir zekâya değil, biraz editoryal öngörüye ihtiyaç var.
Asıl sorun da şu: Bu kadar basit bir ima için gerçekten başka bir şeye ihtiyaç var mı? Bir kimliği olumsuz bir istatistiğin önüne koyduğunuzda, gerisini okurun önyargılarına bırakmış olursunuz. Sözü açıkça söylemezsiniz; ama çağrışımını dolaşıma sokarsınız. Böylece hem dikkat çekersiniz hem de imanın sorumluluğunu üstlenmeden geri çekilebileceğiniz bir alan bırakırsınız.
Bu, incelikli bir gazetecilik dili değil. Aksine, ucuz bir etki yaratma çabasıdır.
Bir manşetin kalitesi, yalnızca kaç kişinin dikkatini çektiğiyle ölçülmez. Kelime seçimindeki zekâyla, düşünce derinliğiyle ve üslubun taşıdığı seviyeye bakılarak da ölçülür. Bir topluluğu tek bir olumsuz çağrışımın içine yerleştirmek kolaydır. Zor olan, aynı konuyu basmakalıp imalara başvurmadan anlatabilmektir.
Ve insan sormadan edemiyor: Bu başlığı hazırlayanlar, kullandıkları ifadenin ne kadar basit bir genellemeye kapı açtığını gerçekten fark etmediler mi? Yoksa tam da bu çağrışımın yaratacağı etkiye mi güvendiler?
Niyetlerini bilmiyoruz. Fakat bir manşetin taşıdığı imayı görmek için niyet sahibinin itirafını beklemek zorunda değiliz. Bir sözün etkisiyle o sözü söyleyenin niyeti aynı şey değildir; ancak bu ayrım, kullanılan dilin sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.
Çünkü terbiyesizlik her zaman hakaret ederek yapılmaz. Bazen bir kelimeyi öyle bir yere yerleştirirsiniz ki hakareti okur tamamlar.
Heute Gazetesi’nin bu başlığına yöneltilmesi gereken eleştiri tam da budur:
İstatistiğin arkasına sığınarak meşrulaştırılamayacak kadar özensiz, sığ ve bir gazetenin kamusal diline yakışmayacak kadar seviyesiz, ayrıştırıcı ve hatta ırkçı bir üslup. Kaldı ki Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun içindeki son derece başarılı insanların, kamu hizmetinde önemli görevler üstlenen ve başarılı işler yapan insanların görmezden gelinmesi de ayrı bir muammadır.
Böylesine bir başlığın atılmış olması, basitçe açıklanabilecek bir şey değildir. Peki, o başlığın arkasındaki düşüncenin ardında acaba ne yatmaktadır?
Gülhan Meşeli

