gurkan.altmisdort @ havadis.at

Bu yazı ne İslamiyet’i doğru dürüst tanıyan ne de yaşadığı Avusturya’nın hukuk düzenini anlamış olanlara…

Okumadan hüküm verenlere, araştırmadan konuşanlara, bilgisi olmadığı konuda şaşırtıcı derecede fazla fikri bulunanlara…

Ve en önemlisi, kendi yaşam tarzını “Avusturya’nın yaşam tarzı” zannedip farklı yaşayan herkesi bu ülkeye yabancı ilan eden içimizdeki İrlandalılara gelsin.

Son günlerde başörtüsü tartışmalarında kullanılan bazı ifadeleri okuyunca insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Biz birlikte yaşamaktan ne anlıyoruz?

“Başörtüsü takmak istiyorsan Arabistan’a git.”

“Afganistan’a git.”

“Buraya geldiysen bizim gibi yaşayacaksın.”

Peki, kim bu “biz”?

Ve daha önemlisi: “Bizim gibi yaşamak” hangi kanunda yazıyor?

Avusturya’da bir insanın ne kadar Avusturyalı olduğunu yediği yemekle, giydiği kıyafetle veya inancıyla ölçen bir anayasa maddesi mi var?

Yok.

Çünkü bazı insanların anlamakta zorlandığı temel mesele tam da burada başlıyor:

Avusturya demokratik bir hukuk devletidir ve devletin hukuk düzeni dini açıdan tarafsızdır. Avusturya devleti sekülerdir.

Devlet kendisini belirli bir dinle özdeşleştirmez.

Dolayısıyla bu ülkede bir insanın Hristiyan olması da, Müslüman olması da, Yahudi olması da veya hiçbir dine inanmaması da devlet karşısındaki temel haklarını ortadan kaldırmaz.

İnanç ve vicdan özgürlüğü, sizin hoşunuza giden inançların özgürlüğü değildir.

Herkesin özgürlüğüdür.

İşte demokrasi tam da burada sınanır.

Kendinize benzeyen insanlara tahammül etmek kolaydır. Sizin gibi giyinen, sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan insanlarla yan yana durmak için büyük bir hoşgörüye ihtiyaç yoktur.

Asıl mesele, sizden farklı yaşayan insanın da aynı haklara sahip olduğunu kabul edebilmektir.

Bir kadın başörtüsü takmak istemiyorsa hiç kimse ona zorla başörtüsü taktıramaz.

Ama aynı ilkenin devamı da vardır:

Bir kadın kendi özgür iradesiyle başörtüsü takmak istiyorsa sizin kişisel dünya görüşünüz de ona zorla başını açtırmanın gerekçesi olamaz.

Çünkü özgürlük tek yönlü çalışmaz.

“Benim istediğim gibi yaşarsan özgürsün” anlayışının adı özgürlük değildir.

“İslamcı baskıya karşıyım” deyip başka bir baskıyı savunmak
Bir başka büyük çelişki de burada ortaya çıkıyor.

İran’da kadınlara zorla başörtüsü taktırılmasını örnek göstererek dini baskıya karşı çıktığını söyleyen biri, birkaç cümle sonra Avrupa’da kendi isteğiyle başörtüsü takan bir kadının bunu yapmasına karşı çıkabiliyor.

O zaman sorun gerçekten zorlama mı?

Eğer mesele özgürlükse, ilke son derece basittir:

Zorla taktırmak da yanlıştır, zorla çıkarttırmak da.

Bir kadının bedeni ve kıyafeti üzerindeki iradesini Tahran’daki din polisi belirlememeli.

Ama aynı iradeyi Avrupa’da başka insanların siyasi veya kişisel dünya görüşü de belirlememeli.

Aksi hâlde değişen yalnızca baskıyı uygulayan taraf olur.

“Beğenmiyorsan git” bir hukuk argümanı değildir
“Arabistan’a git.”

“Afganistan’a git.”

“Geldiğin yere dön.”

Bunlar hukuki argüman değildir.

Bunlar, karşısındaki insanın hakkına hukuk içerisinde cevap veremeyen kişinin tartışmayı aidiyet üzerinden bitirme çabasıdır.

Üstelik karşınızdaki insan burada doğmuş, burada büyümüş ve hayatını burada kurmuş olabilir.

Nereye göndereceksiniz?

İnsanları kafanızdaki kültürel kalıba uymadıkları için başka ülkelere göndermek yerine belki de önce birlikte yaşadığımız ülkenin hukuk düzenini okumak daha faydalı olur.

Çünkü Avusturya’nın temel hak düzeni inanç ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi de din veya inancın tek başına veya başkalarıyla birlikte, kamusal ya da özel biçimde yaşanmasını koruyor. Elbette bu özgürlük de diğer temel haklar gibi kanunda öngörülen meşru sınırlamalara tabi olabilir.

Yani mesele “Ben bunu sevmiyorum” değildir.

Mesele hukuktur.

Bir de eleştiri kültürümüz var…
Farklı bir düşünce söylediğiniz anda tartışmak yerine küfür edenler…

Hakaret edenler…

“Defol git” diyenler…

Karşısındakinin yazdığını anlamaya çalışmak yerine ona kimlik biçenler…

Sonra da dönüp Avrupa değerlerinden, hoşgörüden, demokrasiden söz edenler…

İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl çelişki budur.

Demokrasi sadece sandığa gitmek değildir.

Demokrasi aynı zamanda sizden farklı düşünen insanın konuşma hakkına tahammül edebilmektir.

Birlikte yaşamak, herkesin birbirine benzemesi değildir.

Birbirimize benzemeden de birbirimizin haklarına saygı gösterebilmektir.

Müslüman Hristiyan’a, Hristiyan Müslüman’a; inanan inanmayana, inanmayan inanana saygı göstermek zorundadır.

Çünkü hukuk devletinde hakların ölçüsü çoğunluğun hoşuna gitmek değildir.

Bugün başkasının kıyafetini kendi dünya görüşünüze dayanarak yasaklamayı özgürlük zannederseniz, yarın başka bir çoğunluk sizin yaşam biçiminizi tartışmaya açtığında söyleyecek sözünüz azalır.

Bu nedenle tekrar etmekte fayda var:

Avusturya demokratik bir hukuk devletidir. Hukuk düzeni dini açıdan tarafsızdır ve devlet sekülerdir.

Hiç kimse sizin gibi yaşamak zorunda değildir.

Siz de hiç kimse gibi yaşamak zorunda değilsiniz.

Bir kadın başörtüsü takmayabilir.

Bir başkası takabilir.

Bir insan kiliseye gidebilir.

Bir başkası camiye gidebilir.

Bir diğeri hiçbirine gitmeyebilir.

Ve bütün bunlara rağmen aynı ülkenin eşit haklara sahip insanları olarak yan yana yaşayabiliriz.

İşte birlikte yaşama kültürü budur.

Avusturya’yı gerçekten savunmak istiyorsak, önce Avusturya’nın hukukunu ve özgürlük anlayışını savunmalıyız.

Çünkü demokrasi, yalnızca bizim gibi yaşayanların özgür olduğu bir düzen değildir.

Demokrasi, farklılıklarına rağmen herkesin hukuk önünde özgür olabildiği düzendir.

 

Gürkan Altmışdört