Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP) Entegrasyon Barometresi sonuçlarını temel alan sosyal medya paylaşımı, yalnızca kamuoyunda değil, koalisyon ortakları ve muhalefette de sert tepkilere yol açtı. Paylaşımda yer alan “toplumun üçte ikisinin Müslümanlarla birlikte yaşamayı zor bulduğu” ifadesi, entegrasyon hedefini zedeleyen ve Müslümanları hedef alan bir dil olarak değerlendirildi.
Bu eleştiriler, yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmadı. Gazeteci Michael Völker, kaleme aldığı yorumda ÖVP’nin tutumunu “Müslümanlara karşı sinsi ve düşmanca bir kampanya” olarak nitelendirdi. Völker’e göre ÖVP, “entegrasyonu güçlendirmek yerine bilinçli biçimde dışlama ve düşmanlık” üretiyor.
Koalisyon Ortağından Özür, Muhalefetten Sert Eleştiri
Koalisyon ortağı SPÖ’den Maliye Bakanı Markus Marterbauer, paylaşım nedeniyle kamuoyundan açıkça özür diledi. Marterbauer, yıllardır Avusturya’da yaşayan, çalışan, vergi ödeyen ve topluma katkı sunan Müslümanların bu mesajla hedef alındığını belirterek, “Biz böyle değiliz” dedi.
Yeşiller Partisi Eş Başkanı Leonore Gewessler ise paylaşımı, “bütün bir toplumsal grubu sorun olarak göstermek” şeklinde tanımladı. Gewessler, bunun bilinçli bir ayrıştırma olduğunu ve bir başbakanlık partisine yakışmadığını vurguladı.
“Bu FPÖ’nün Diliydi, Şimdi ÖVP Sahipleniyor”
Michael Völker’ün dikkat çektiği bir diğer nokta ise, bu tür bir dilin geçmişte daha çok FPÖ ile özdeşleşmiş olması. Völker’e göre ÖVP, bu kampanyayla hem FPÖ’nün söylemini normalleştiriyor hem de kendi entegrasyon sorumluluğundaki 15 yıllık başarısızlığını örtmeye çalışıyor.
Zira entegrasyondan uzun süredir sorumlu olan bir partinin, birlikte yaşamın “zor” olduğunu ileri sürmesi, aynı zamanda kendi yönetim anlayışının iflasını kabul etmek anlamına geliyor.
Bu eleştirilerin odağında ayrıca, Avrupa, Entegrasyon ve Aile Bakanı Claudia Plakolm da yer alıyor. Völker’e göre Plakolm’un öncülük ettiği bu kampanya, entegrasyonun tam tersine hizmet ediyor ve toplumsal barışı zedeliyor.
Türk Kökenli Seçmenler ve Adaylar Bu Paylaşımı Nasıl Okuyor?
Tartışmanın belki de en kritik başlığı ise burada başlıyor:
ÖVP’ye oy veren, bu partide siyaset yapan ya da ÖVP listelerinden aday olan Türk kökenli siyasetçiler ve seçmenler bu dile ne diyor?
1. Müslümanların açıkça “birlikte yaşaması zor” bir kitle olarak sunulduğu bir paylaşım karşısında sessiz kalmak, ne anlama geliyor?
2. Seçim dönemlerinde Türk ve Müslüman toplumunun oylarına talip olan adaylar, kendi toplumlarını hedef alan bu dili nasıl açıklıyor?
3. Entegrasyon söylemiyle siyaset yapanların, bu tür bir kampanyaya karşı açık bir tutum almaması, toplumsal sorumlulukla bağdaşır mı?
Bu sorular, özellikle yerel ve genel seçimlerde Türk kökenli seçmenlerin desteğini isteyen siyasetçiler açısından görmezden gelinemeyecek kadar açıktır.
Sessizlik de Bir Tavırdır
ÖVP’nin paylaşımı artık “sıradan bir sosyal medya mesajı” olarak görülemez. Bu, kimin sorun, kimin makbul vatandaş olarak görüldüğünü ima eden bir siyasi duruştur. Bu duruş karşısında sessiz kalanlar da kamuoyunda tarafsız değil, taraf olarak okunuyor.
Entegrasyon; dışlama, genelleme ve hedef gösterme ile değil, eşitlik ve karşılıklı saygıyla mümkündür. Aksi hâlde entegrasyon söylemi, yalnızca seçim afişlerinde kalan boş bir kavram olmaktan öteye gidemez.

