Bugün Avusturya’da 14 yaşından küçük kız öğrencilerin okulda başörtüsü kullanması yasak.
Bu kararın gerekçelerinden biri kız çocuklarının özgür iradesini ve gelişimini korumak.
Ben ise bunu duyduğumda ister istemez yıllar öncesine, 14 yaşındaki hâlime dönüyorum.
Çünkü ben başörtümü tam da o yaşlarda kendi isteğimle takmaya karar verdim.
Ne ailemin baskısı vardı ne de bir başkasının zorlaması. Benden büyük bir ablam var ve aynı ailede, aynı ortamda büyüdük. Ablam başını örtmeyi daha sonraki bir zamana ertelemeyi tercih etti; bu tamamen onun kendi kararıydı. Elbette onun da bu konuda kendine ait bir hikâyesi, düşünceleri ve gerekçeleri vardır. Benim hikâyemde ise başörtüsü, bir başkasının benim adıma verdiği bir karar değil, kendi irademle yaptığım kişisel bir tercihti.
Benim kararımdı.
Her şey İslam’a olan merakımla başladı. Araştırdıkça, öğrendikçe dinimi yalnızca bilmek değil, yaşamak da istedim. Namaza başladım. Beş vakit namazımı kılmaya gayret ettim. Her namaza hazırlanırken başörtümü özenle takıyor ve zamanla onun içinde kendimi daha huzurlu hissediyordum.
Sonra bir gün, onu yalnızca namaz kılarken değil, hayatımın içinde de taşımak istediğime karar verdim.
14 yaşındaydım.
Bu kararın hayatımı zorlaştırabileceğini düşünmedim. İnsanların beni farklı görebileceğini, yargılayabileceğini, hatta başörtüm yüzünden karşıma engeller çıkabileceğini bilmiyordum.
Çünkü 14 yaşındaki küçük ben çok basit düşünüyordu:
Bir başkası başına şapka ya da bere taktığında bu nasıl sıradan karşılanıyorsa, benim başörtüm neden farklı olsun?
Ama farklı oldu.
Ortaokulda başörtüsü kullanan tek kız bendim.
Bakışlarla, sözlerle ve zorbalıklarla karşılaştım. O yaşta bunların karşısında durabilecek bugünkü cesaretim ve kelimelerim yoktu.
Okuldaki muamelenin başörtümü taktıktan sonra değiştiğini hissettiğim zamanlar oldu. İlk dönemlerde aldığım notlarla okuldan mezun olurken aldığım notlar arasındaki büyük farkı bugün bile hatırlıyorum. Bunun nedenini yıllar sonra kesin olarak ortaya koyamam; ama o günlerde yaşadığım haksızlık hissini unutamıyorum.
Hiç unutamadığım başka bir anım ise spor dersinden.
Kız ve erkek öğrencilerin birlikte spor yaptığı zamanlarda öğretmenimden bana önceden haber vermesini istemiştim. Ben de buna uygun spor kıyafetlerimi getirecektim.
Bir gün haber verilmedi.
Başörtümle derse katılmama izin verilmediği için üzerimde kışlık ceketimle okulun önünde koşmak zorunda kaldım.
Ter içinde kaldığımı bugün hâlâ hatırlıyorum.
Belki bunu yaşayan kişi için küçücük bir okul anısı gibi görülebilir. Ama o ceketin içinde koşan 14 yaşındaki kız çocuğu için değildi.
Üstelik okul bittiğinde her şey bitmedi.
Meslek ararken de başörtüm karşıma çıkarıldı.
“Başörtünle sana sunulana katlanmak zorundasın.”
“Hayatın bitti, başka bir işe yaramazsın.”
“Madem bu kadar ısrarcısın, iş yerinde başını aç.”
Buna benzer sözleri çok duydum.
Fakat bütün bu yaşadıklarım boyunca aklımdan geçmeyen bir şey vardı:
Başörtümden vazgeçmek.
Bir kez bile “Çıkarırsam hayatım daha kolay olur” diyerek ondan vazgeçmeyi düşünmedim.
Çünkü benim için başörtüsü yalnızca başıma örttüğüm bir kumaş değildi.
Beni ben yapan parçalardan biriydi.
İnancımın, kendi irademle verdiğim kararın ve kendimi ait hissettiğim hayatın bir parçasıydı.
Bir insana “Seni olduğun gibi kabul ediyorum ama önce seni sen yapan bir parçandan vazgeç” diyebilir miyiz?
İnsan elinden, ayağından vazgeçebilir mi?
Ben de kendime bu kadar ait hissettiğim, ihtiyaç duyduğum ve inancımla bağ kurduğum başörtümden neden vazgeçeyim?
İnsanlardan başörtümü sevmelerini istemedim.
Benim gibi düşünmelerini de istemedim.
Sadece beni başörtümle birlikte kabul etmelerini istedim.
Bugün ise yıllar sonra yine 14 yaşındaki kız çocuklarının başörtüsü hakkında konuşuyoruz.
Burada bir şeyi özellikle söylemek istiyorum:
Ben kendi hikâyemden yola çıkarak bütün kız çocuklarının hikâyesini anlatamam.
Ailesi veya çevresi tarafından istemediği hâlde başörtüsü takmaya zorlanan bir çocuk varsa onun da sesi duyulmalı, yanında durulmalı ve korunmalıdır. Hiçbir çocuğun inancı veya kıyafeti konusunda baskı görmesini doğru bulmuyorum.
Ama tam da bu nedenle şu soruyu sormadan edemiyorum:
Bir kız çocuğunu istemediği hâlde başörtüsü takmaya zorlamak onun özgür iradesine müdahaleyse, kendi isteğiyle taktığı başörtüsünü çıkarmaya zorlamak nedir?
Özgür iradeyi korumaktan söz ederken, o çocuğa ne istediğini sormak gerekmez mi?
Ben başörtüsü taktığım için korunmaya ihtiyaç duymadım.
Başörtüm yüzünden zorbalığa uğradığımda korunmaya ihtiyaç duydum.
Keşke o yıllarda birileri 14 yaşındaki bana “Neden bunu takıyorsun?” diye gerçekten sorsaydı.
Cevabım çok basit olurdu:
“Çünkü ben istiyorum.”
Bugün yetişkin hâlimle geriye baktığımda o küçük kızla gurur duyuyorum.
Küçüktü. Korktuğu zamanlar oldu. Kendini savunamadığı, sustuğu zamanlar oldu.
Ama ne istediğini biliyordu.
Onca zorluğa rağmen başörtüsünden vazgeçmedi.
Çünkü 14 yaşındaki ben küçüktü…
Ama iradesiz değildi.
Bugün onun söyleyemediklerini ben söylüyorum:
Beni korumak istiyorsanız önce beni dinleyin.
Beni olduğum gibi kabul edin.
Ve beni korumak adına, beni ben yapan bir parçadan vazgeçmemi istemeyin.
Dua ile,
Makbule Yarar (Altmışdört)

