İnsan bazı gerçekleri geç öğreniyor.
Dünyanın herkese eşit uzaklıkta duran adil bir yer olmadığını mesela.
Bunu ilk kez bir koridorda anlıyorsun genelde.
Bir devlet dairesinde.
Bir hastanede.
Bir okul kaydında.
Bir mülakatta.
Sen sıranı beklerken biri geliyor.
Telaşsız.
Sessiz.
Kimseye açıklama yapma ihtiyacı da duymuyor.
İçeriden biriyle göz göze geliyor sadece.
Kapı açılıyor.
İşte bazı sistemler tam da böyle çalışıyor.
Sessizce.
Kimse “kuralları çiğniyorum” demiyor zaten.
Kurallar sadece bazı insanlar için biraz daha esnek hale geliyor.
Ve mesele yalnızca bizim coğrafyamıza ait de değil üstelik.
Dünyanın her yerinde görünürde prosedür işler, gerçekte ilişkiler hızlandırır.
Bir yerde adına network denir.
Başka bir yerde connection.
Daha kurumsal duran yerlerde referral.
Ve en komik tarafı şu:
Kimse buna torpil demiyor artık.
Network.
Connection.
Referral.
Bizim millet yine en dürüst millet olabilir.
Biz direkt “dayı” diyoruz.
En azından kelime karakter sahibi.
Çünkü modern dünya hiçbir şeyi gerçekten değiştirmedi.
Sadece kelimeleri steril hale getirdi.
Eskiden saraya yakın olan kazanıyordu.
Şimdi yönetim kuruluna yakın olan.
Eskiden “adamın var mı?” denirdi.
Şimdi “çevren güçlü mü?”
İnsanlık teknoloji geliştirdi, yapay zekâ yaptı, Mars’a araç gönderdi…
Ama hâlâ bazı kapılar içeriden açılıyor.
Ve insanı asıl yoran şey başarısızlık değil aslında.
Kuralların herkese aynı uygulanmadığını fark etmek.
Çünkü çocukken bize emeğin yeterli olduğu anlatıldı.
Çalışırsan olur.
Hak edersen kazanırsın.
Sonra büyüyorsun.
Hayat başka bir matematik çıkarıyor önüne.
Bazıları hazırlanıyor.
Bazıları tanıştırılıyor.
Bazıları yıllarca uğraşıyor.
Bazıları sadece soyadını söylüyor.
Aradaki fark çoğu zaman zekâ değil.
Erişim.
Belki bu yüzden artık insanlar başarı hikâyelerini dinlerken ilham almıyor.
İçgüdüsel olarak aynı şeyi düşünüyor:
“Kim vardı arkasında?”
Ve acı olan şu ki bu soru çoğu zaman haksız da çıkmıyor.
Çünkü modern insan adalete inanmıyor artık.
Sadece bağlantısız kalmaktan korkuyor.
Yine de kimse tamamen masum değil.
Sistemi eleştiren insanların bile sesi, işleri düşünce biraz kısılıyor.
Çünkü idealizm güzel şey ama hayat pratik istiyor.
Bir noktadan sonra herkes aynı cümlede buluşuyor:
“Bir tanıdık olsa hallolurdu.”
Belki de çağın en dürüst özeti bu.
O yüzden size büyük başarı sırları falan vermeyeceğim.
Mümkünse bir dayınız olsun.
Yoksa Allah yardımcınız olsun.
Gülhan Meşeli

