info.meseliguelhan @ gmail.com

2025 yılının son yazısını kaleme alırken fark ettim ki, bir konuyu anlamak için bazen geleceğe bakmak yetmiyor; gözümüzü tarihin tozlu ama şaşırtıcı derecede güncel sayfalarına çevirmek gerekiyor.
Elimde bunun en iyi örneklerinden biri var: Machiavelli’nin 500 yıl önce yazdığı Prens kitabı.

Niccolò Machiavelli, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşıyordu.
Bu dönem, şehir devletlerinin birbirini yediği, tahtların her an sallandığı, dünün dostunun bugün düşman olabildiği bir kaos dönemiydi.
Machiavelli tam da bu ortamda siyasetçi, diplomat ve gözlemci olarak bulundu ve sonunda sürgüne gönderildi.
Sürgünde yazdığı Prens, aslında bir hükümdara “iktidarı nasıl elinde tutabileceğini” anlatan bir rehberdi.

Kitap o kadar açık ve çıplak bir gerçeklikle yazıldı ki—o günden sonra “Machiavellist” kelimesi bile, çıkarı için her şeyi mübah gören kişi anlamına gelmeye başladı.

Ve şimdi gelelim bugüne…
500 yıl geçti, teknoloji büyüdü, şehirler değişti, insanlar sosyal medyaya taşındı; ama Machiavelli’nin anlattığı insan davranışı neredeyse yerinden kıpırdamadı.

Aslında bunun şaşırtıcı bir tarafı da yok.
Çünkü insanın güçle imtihanı çok daha eskiye dayanıyor.
Adem’in iki oğlundan beri.
Biri başarı kazandı, diğeri kıskandı ve tarihin ilk “güç çatışması” yaşandı.
O günden bugüne insanlık bu hikâyeyi farklı versiyonlarla tekrar etti.

Yani Machiavelli yeni bir şey keşfetmedi; insanın zaten bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği hakikati yazdı.

Mesela der ki: “İnsanlar çoğu zaman görünüme göre hüküm verir.”

Sarayın kapılarında işe yarayan bu kural, bugün ekran ışığında hâlâ mükemmel çalışıyor.
Gerçek değil, görüntü önemli.
Orta Çağ’da da böyleydi, Milenyum çağında da.

“Halk unutkandır” cümlesi…

O zaman kralların işini kolaylaştırıyordu, bugün ise yöneticilerin, iş insanlarının, politikacıların…
Bir kriz üç gün konuşuluyor, dördüncü gün yeni bir manşet geliyor, konu kayboluyor.
Unutkanlık artık bir insan zaafı değil; sistemin temel yakıtı.

“Yönetici, halkın neyi kabullendiğini bilerek hareket eder.”
Bu da değişmedi.
Toplum neye ses çıkarmazsa, güç orada derinleşiyor.
Yöntemler modernleşti ama zihniyet hâlâ aynı sayfada duruyor.

Ve elbette meşhur gerçek:
“İnsan, çıkarı söz konusu olduğunda sadakatten vazgeçer.”
Bu sadece yönetenlere değil, yönetilenlere de ait bir refleks.
Bazen bir oy, bazen bir pozisyon, bazen bir beğeni butonu…
Gerçek, işimize geldiği kadarıyla değerli oluyor.

Bütün bu sözleri yan yana koyduğumda gördüğüm tablo şu:
Machiavelli’nin 500 yıl önce anlattığı düzen, aslında sadece bir dönemlik strateji değil;
insanlık denen karmaşık varlığın değişmeyen çalışma prensibi.

Teknoloji ilerledi, ambalaj parladı, iletişim hızlandı; ama insan davranışı—özellikle güç karşısındaki refleks—neredeyse yerinde duruyor.

İşte bu yüzden Prens, bir tarih kitabından çok daha fazlası:
Bugünün ekranına tutulan eski ama çok tanıdık bir ışık.

Şimdi, 2025’i uğurlarken kendime şunu soruyorum:

Madem insanlık yüzyıllardır aynı sorunun etrafında dönüyor, o zaman başarıya giden her yol gerçekten mübahtır mı?
Yoksa “mübah” dediğimiz şey, güce en çok yaklaşanın kendine kolaylaştırdığı bir bahane midir?

2026’ya dair dileğim ise basit ama zor bir şey:
Gücü anlamaktan korkmadığımız, gerçeğin ambalajına değil kendisine bakabildiğimiz,
başarı adına nerede durmamız gerektiğini unutmadığımız bir yıl olsun.

Yeni yılınız kutlu olsun.

Gülhan Meşeli