gurkan.altmisdort @ havadis.at

Avusturya’da başörtüsü tartışmasını artık yalnızca din özgürlüğü, entegrasyon ya da çocukların korunması üzerinden okumak bana yeterli gelmiyor. Çünkü karşımızda yeni keşfedilmiş bir siyasi formül yok. Bu ülke benzer bir stratejiyi Sebastian Kurz döneminde de gördü.

2017’de henüz entegrasyon bakanıyken Sebastian Kurz, kamu hizmetinde ve özellikle eğitim alanında başörtüsünün yasaklanmasını gündeme taşıyan isimlerden biriydi. O dönemde de tartışma kısa sürede entegrasyondan kimliğe, kimlikten seçim siyasetine uzandı.

Bugün aktörler değişmiş olabilir. Ama sahne fazlasıyla tanıdık.

Bir tarafta Goliath…

Devlet var.

Parlamento var.

Yasalar var.

Bakanlıklar var.

FPÖ ve ÖVP gibi ülkenin en güçlü siyasi aktörleri var.

Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya ve haftalardır devam eden devasa bir kamuoyu tartışması var.

Diğer tarafta ise?

Okula gitmeye çalışan, başında bir parça kumaş bulunan kız çocukları.

David ve Goliath benzetmesini tam da burada anlamlı buluyorum.

Elbette devlet çocukları baskıdan korumalıdır. Bir kız çocuğuna ailesi tarafından zorla başörtüsü taktırılıyorsa, devletin o çocuğu korumasına kim itiraz edebilir?

Fakat burada sorulması gereken başka bir soru daha var:

Bir çocuğu ailesinin baskısından korumak adına, onun başındaki örtüyü devlet gücüyle çıkarmak özgürleştirmek midir?

Hele çocuk, başörtüsünü kendi dini inancının gereği olarak taktığını söylüyorsa mesele daha da karmaşıklaşıyor. Nitekim yeni düzenlemeye karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvuran 9 ile 12 yaş arasındaki öğrenciler, başörtüsünü kendi dini inançları doğrultusunda taktıklarını belirtiyor. Mahkemenin yeni yasak hakkındaki esas kararının 2027’nin ilk yarısında verilmesi bekleniyor.

Eski formül, yeni oyuncular

Bugünkü siyasi tabloyu değerlendirirken Sebastian Kurz dönemini unutamayız.

ÖVP ile FPÖ iktidarı döneminde 2019’da ilkokullarda başörtüsünü hedef alan bir düzenleme yürürlüğe girdi. Fakat Anayasa Mahkemesi 2020’de bu yasağı iptal etti. Mahkeme, düzenlemenin belirli bir gruptaki kız öğrencileri hedef aldığını, eşitlik ilkesiyle bağlantılı olarak din özgürlüğünü ihlal ettiğini ve Müslüman kızların dışlanması riskini taşıdığını belirtti.

Yani bu filmi ilk kez seyretmiyoruz.

Bugün FPÖ, hükümetin attığı adımların da ötesine geçilmesini talep ediyor. Parlamento kayıtlarında FPÖ'nün yasağın anayasal düzeye taşınmasını istediği görülüyor. Hükümet ise 14 yaş altına yönelik mevcut düzenlemeyi savunuyor.

Buradan baktığımda ortaya çıkan siyasi tablo oldukça açık:

FPÖ çıtayı yükseltiyor, ÖVP ise bu siyasi alanı FPÖ’ye bırakmak istemiyor görüntüsü veriyor.

Bunu tarafların açıklanmış niyeti olarak değil, geçmişten bugüne uzanan siyasi rekabetin bir okuması olarak söylüyorum. “Oy devşirme” niyetini doğrudan kanıtlamak mümkün değildir. Ancak aynı meselenin yıllardır benzer siyasi aktörler tarafından tekrar tekrar gündemin merkezine taşınması, bunun seçim siyaseti açısından işlevini sorgulamayı meşru kılıyor.

Başörtüsü mü, seçmen mi?

İşte benim asıl meselem burada başlıyor.

Avusturya’da hayat pahalılığı var.

Konut sorunu var.

Sağlık sisteminde randevu bekleme süreleri tartışılıyor.

Eğitim sisteminin çözüm bekleyen sorunları var.

Entegrasyon konusunda dil, eğitim ve istihdam gibi çok daha kapsamlı meseleler var.

Ama siyasi tartışmanın merkezinde tekrar tekrar birkaç santimetrelik kumaş buluyoruz.

Neden?

Çünkü başörtüsü artık yalnızca başörtüsü değildir.

Kimliktir.

Göçtür.

İslam’dır.

Entegrasyondur.

Ve bütün bunların ötesinde, seçmeni duygusal olarak harekete geçirebilecek güçlü bir siyasi semboldür.

Bu nedenle bana göre yaşadığımız şey bir “Başörtüsü Savaşı”dır.

Fakat savaşın tarafları sanıldığı gibi Müslümanlarla Avusturyalılar değildir.

Bir tarafta kendi siyasi pozisyonlarını güçlendirmeye çalışan büyük siyasi aktörler, diğer tarafta ise hayatlarına devam etmeye çalışan insanlar vardır.

Ve en rahatsız edici olanı, bu savaşın cephesine çocukların yerleştirilmesidir.

David’in elinde sapan bile yok

İncil’deki hikâyede David’in en azından elinde bir sapanı vardı.

Buradaki David’in elinde o bile yok.

Okul çantası var.

Defterleri var.

Kalemleri var.

Ve başında örtüsü.

Karşısında ise devletin bütün kurumsal ağırlığı ve ülkenin en güçlü siyasi partilerinin yürüttüğü tartışma var.

Üstelik geçmişte aynı konuda çıkarılan bir yasak Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunmuşken bugün yeni düzenleme tekrar yüksek mahkemenin önünde. Önceki karar yeni düzenlemenin de otomatik olarak anayasaya aykırı olduğu anlamına gelmiyor; bunu mahkeme belirleyecek. Fakat geçmiş kararın varlığı, hukuki tartışmanın ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Özgürlük tek yönlü olamaz

Ben hiçbir kız çocuğunun başının zorla kapatılmasını savunmam.

Ama aynı nedenle zorla açılmasını da özgürlük olarak adlandıramam.

Özgürlük yalnızca bizim doğru bulduğumuz tercihi yapabilme hakkı değildir.

Asıl özgürlük, hoşumuza gitmeyen bir tercihin de hukuk sınırları içerisinde var olabilmesine tahammül edebilmektir.

Devletin görevi çocuğu korumaktır.

Siyasetin görevi ise o çocuğu seçim meydanlarının sembolüne dönüştürmemektir.

Sebastian Kurz döneminde kullanılan siyasi formüllerin bugün farklı aktörlerle yeniden sahneye çıkıp çıkmadığını tartışmak bu nedenle önemlidir.

Çünkü mesele artık sadece başörtüsü değildir.

Mesele, başörtüsünün neden Avusturya siyasetinde tekrar tekrar bu kadar kullanışlı bir siyasi malzemeye dönüştüğüdür.

Ve Goliathların kavgasında unutulmaması gereken bir şey var:

David henüz bir çocuk.

 

Gürkan Altmışdört