Vorarlberg’deki son belediye seçimleri öncesinde Havadis’te kaleme aldığım yazıları bugün tekrar okuyorum.
Aradan aylar geçti.
Değişen tek şey, o gün söylediklerimin bugün birer birer karşımıza çıkması oldu.
O gün özellikle SPÖ’nün seçim sürecinde eyalette yaşayan Müslüman seçmene yönelik söylemlerini sorgulamış, seçim dönemlerinde verilen mesajlarla seçim sonrasında sergilenen tutumların aynı olmayabileceğine dikkat çekmiştim.
Bunu yazarken ne bir siyasi partiyi karalamaya çalışıyordum ne de başka bir partinin propagandasını yapıyordum.
Çünkü ben Avusturya’da oy kullanamıyorum.
Ne seçme hakkım var ne de seçilme hakkım.
Dolayısıyla herhangi bir siyasi partiden kişisel bir beklentim de olamaz.
Benim tek amacım, Havadis okuyucusunu seçimlerden önce doğru bilgiyle buluşturmak ve insanların sandığa giderken sadece seçim afişlerine değil, geçmişe ve olası geleceğe de bakmasını sağlamaktı.
Fakat o gün bunları anlamaya çalışmak yerine beni eleştirenler oldu.
“Abartıyorsun.”
“Yanlış yorumluyorsun.”
“Herkesi aynı kefeye koyuyorsun.”
diyenler oldu.
Bugün ise aynı insanların büyük bölümünün sessizliğe büründüğünü görüyorum.
Peki ne değişti?
Dornbirn’in SPÖ’lü Belediye Başkanı Markus Fäßler, ATİB Dornbirn’in yeni kültür merkezi ve cami projesiyle ilgili yaptığı açıklamalarla konuyu yalnızca teknik bir imar süreci olmaktan çıkardı.
Ardından yerel basın günlerce bu konuyu işledi.
Sosyal medyada oluşan yorumlara bakıldığında ise ne yazık ki Müslümanları hedef alan, ötekileştirici ve ayrıştırıcı söylemlerin yeniden güç kazandığı görüldü.
Elbette bir belediye başkanı projeyi uygun bulabilir ya da uygun bulmayabilir.
Elbette belediyenin şehir planlaması konusunda söz söyleme hakkı vardır.
Benim eleştirdiğim nokta kararın kendisinden çok, sürecin yönetiliş biçimidir.
ATİB’in ön projesi reddediliyor.
Ardından dört yeni şart açıklanıyor.
Konu günlerce yerel medyanın gündeminde tutuluyor.
Ve toplum yine ikiye ayrılıyor.
Tam da burada herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Gerçekten amaç sadece şehir planlaması mıydı, yoksa bu süreç gereğinden fazla kamuoyunun önüne taşınarak toplumsal bir tartışmaya mı dönüştürüldü?
Benim dikkatimi çeken başka bir ayrıntı daha var.
Bu haberlerin yayımlandığı tarih gerçekten tesadüf mü?
Yoksa yine yıllardır gördüğümüz bir takvimin parçası mı?
Vorarlberg’de yaşayan Türklerin ve Müslümanların büyük çoğunluğu bugün izinlerinde.
Kimisi Türkiye’de…
Kimisi Balkanlar’da…
Kimisi memleketinde.
Yerel gündemi eskisi kadar yakından takip edemiyor.
Tam da böyle bir dönemde, toplumumuzu doğrudan ilgilendiren bir konu yeniden manşetlere taşınıyor.
Ben buna ister istemez dikkat kesiliyorum.
Çünkü bu ilk değil.
Yıllardır benzer tartışmaların, benzer açıklamaların ve toplumumuzu ilgilendiren önemli süreçlerin tam da izin sezonuna denk geldiğini görüyoruz.
Belki gerçekten tesadüftür.
Belki değildir.
Ama aynı şey sürekli tekrar ediyorsa insanların soru sorması da en doğal hakkıdır.
İnsan ister istemez düşünüyor…
“Nasıl olsa çoğu şehir dışında.”
“Nasıl olsa büyük bir tepki gelmez.”
“Konuyu şimdi gündeme getirelim.”
Bu düşüncenin gerçekten var olup olmadığını bilmiyorum.
Ancak oluşan algının bu yönde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ve siyaset açısından bazen gerçeklerden daha etkili olan şey algının kendisidir.
Çünkü toplum güvenini algılar üzerinden kaybeder.
Seçim dönemlerinde camilerin kapısını çalanlar…
Müslüman seçmene ulaşmaya çalışanlar…
Birlik, beraberlik ve çeşitlilik mesajları verenler…
Bugün neden sessiz?
Bugün neden aynı cesaretle çıkıp “Bu toplum da bizim toplumumuzdur.” demiyor?
İşte benim asıl sorum budur.
Ben dün de aynı yerdeydim.
Bugün de aynı yerdeyim.
Çünkü gazetecilik, güçlülerin hoşuna giden şeyleri yazmak değil; zamanı geldiğinde “Ben bunu aylar önce söylemiştim.” diyebilmektir.
Son olarak şunu da açıkça ifade etmek istiyorum.
Bu yazı yalnızca SPÖ’ye yönelik bir eleştiri değildir.
Bu yazı, seçim dönemlerinde Müslümanların oyuna talip olan, ancak seçim sonrasında aynı hassasiyeti göstermeyen herkese yöneltilmiş bir hatırlatmadır.
Ve özellikle o gün SPÖ adına sahaya çıkan, Müslüman seçmenin oylarını etkilemeye çalışan, “Biz sizi temsil ediyoruz.” diyen kişi ve kurumları bugün açıklama yapmaya davet ediyorum.
Çünkü bugün konuşulmayacaksa, ne zaman konuşulacak?
Toplum hafızası güçlüdür.
Seçim meydanlarında söylenen sözleri de unutmaz…
Seçimlerden sonra sergilenen sessizliği de…
Ilgili Haber:

