gurkan.altmisdort @ havadis.at

Bugün Mısır’daki tatilimizin son günü…

Birkaç saat sonra valizlerimizi toplayıp dönüş yoluna çıkacağız. Her tatilin sonunda olduğu gibi içimizde bir burukluk var. Ama bu kez o burukluğun sebebi sadece güzel geçen bir tatilin bitiyor olması değil. Bu tatil bize uzun zamandır unuttuğumuz bazı duyguları yeniden hatırlattı.

Aslında bu yolculuğun ilk adresi Mısır değildi.

İlk tercihimiz yine Türkiye’ydi.

Çünkü insanın gönlü her zaman önce kendi ülkesine gitmek ister. Aynı dili konuştuğu, aynı yemekleri yediği, aynı kültürü paylaştığı insanlarla tatil yapmayı kim istemez ki?

Haftalarca araştırma yaptık.

Onlarca otelin fiyatlarını inceledik.

Sunulan hizmetleri karşılaştırdık.

Her aile gibi bizim de tatil için ayırdığımız bir bütçemiz vardı. Bu bütçenin büyük ya da küçük olması önemli değildi. Çünkü herkes, aylarca çalışarak biriktirdiği paranın karşılığını almak ister. Mesele ne kadar ödediğiniz değil, ödediğinizin karşılığında ne aldığınızdır.

Ancak araştırmalar ilerledikçe heyecanımız yerini hayal kırıklığına bırakmaya başladı.

Çünkü aynı bütçeyle Türkiye’de karşımıza çıkan seçeneklerle, Mısır’da sunulan seçenekler arasında ciddi bir fark vardı.

Bu sadece fiyat meselesi değildi.

Fiyat–performans meselesiydi.

Hizmet anlayışı meselesiydi.

Ve en önemlisi…

İnsana verilen değer meselesiydi.

Bazı otellerle yaptığımız görüşmelerde, tatil için ayırdığımız bütçeyi söylediğimizde kendimizi pek de hoş karşılanmış hissetmedik. Belki bu bilinçli değildi. Belki sadece bizim yaşadığımız birkaç olumsuz tecrübeydi. Ama geriye kalan duygu buydu.

Sonra rotamızı Mısır’a çevirdik.

Açıkçası giderken kafamızda soru işaretleri vardı.

Nasıl bir hizmet alacağız?

Acaba pişman olacak mıyız?

Fakat daha ilk günlerde bütün önyargılarımız yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı.

Evet…

Mısırlı esnaf satış yapmayı seviyor.

Bazen sizi dükkânına davet ediyor.

Bazen biraz ısrarcı olabiliyor.

Ama “Teşekkür ederim.” dediğiniz anda konu kapanıyor.

Yüzündeki tebessüm kaybolmuyor.

Size iyi tatiller dilemeye devam ediyor.

Bazen hiçbir şey satın almasanız bile bir çay ikram ediyor, birkaç dakika sohbet etmek istiyor.

Çünkü önce sizi misafir olarak görüyor.

Sonra müşteri olarak.

Otel çalışanları da aynı şekilde…

Garsonundan resepsiyon görevlisine, temizlik personelinden bahçıvanına kadar herkes elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor.

Elbette aksaklıklar oldu.

Her tatilde olur.

Ama samimiyet, birçok eksikliği unutturuyor.

Bizi en çok etkileyen konulardan biri ise Mısırlıların Türklere gösterdiği yakınlıktı.

Türk olduğumuzu öğrendiklerinde yüzlerindeki ifade değişiyordu.

“Türkiye… Kardeş… Hoş geldiniz…”

Bu sözleri gün içinde defalarca duyduk.

Sadece esnaftan değil…

Taksiciden…

Garsondan…

Otel çalışanından…

Sokakta karşılaştığımız insanlardan…

Türkiye’ye karşı içten bir sevgi hissettik.

Şarm El-Şeyh’te gezerken Osmanlı dönemine duyulan saygının izlerini görmek de bizi ayrıca etkiledi. Osmanlı tarihine duyulan ilgiyi görmek, Türkiye hakkında güzel sözler duymak ve insanların bunu içtenlikle dile getirmesi doğrusu beklediğimiz bir tablo değildi.

İşte tam da o anda insanın aklına şu soru geliyor:

Binlerce kilometre uzaktaki insanlar size bu kadar değer verirken, neden bazen kendi ülkenizde aynı duyguyu hissedemiyorsunuz?

Lütfen yanlış anlaşılmasın…

Bu yazıyı Türkiye’yi kötülemek için yazmıyorum.

Çünkü Türkiye benim de vatanım.

Her fırsatta gitmek istediğim ülke yine Türkiye.

Bugün biri bana “Seneye ücretsiz olarak Türkiye’de mi tatil yapmak istersin, başka bir ülkede mi?” diye sorsa, hiç düşünmeden yine “Türkiye” derim.

Çünkü mesele ülkemizi sevmemek değil.

Tam tersine…

Çok sevdiğimiz için üzülüyoruz.

Çünkü insan, en çok sevdiğine kırılır.

Bugün birçok gurbetçi tatil planı yaparken sadece fiyatlara bakmıyor.

“Bu ödediğim paranın karşılığını alabilecek miyim?”

“Ben ve ailem gerçekten değer görecek miyiz?”

“Bu tatilden mutlu dönebilecek miyiz?”

diye düşünüyor.

İşte cevaplanması gereken soru da tam olarak bu.

Çünkü mesele birkaç yüz Euro fazla ya da eksik ödemek değil.

Mesele, ayırdığınız bütçenin karşılığını alabilmek.

Mesele, ödediğiniz ücret kadar değer görebilmek.

İnsan bazen daha mütevazı bir otelden bile büyük bir mutlulukla ayrılır.

Çünkü kendini misafir gibi hissetmiştir.

Bazen de çok daha lüks bir otelden buruk ayrılır.

Çünkü kendini sadece bir müşteri gibi hissetmiştir.

Belki de bugün Türkiye turizminin üzerinde en çok düşünmesi gereken konu budur.

Gurbetçiler sadece otel satın almıyor.

Bir yılın yorgunluğunu atmak istiyor.

Ailesiyle güzel anılar biriktirmek istiyor.

Ve en önemlisi…

Kendi ülkesinde kendini gerçekten hoş karşılanmış hissetmek istiyor.

Bugün Mısır’dan güzel anılarla ayrılıyoruz.

Denizi…

Güneşi…

Oteli…

Elbette unutmayacağız.

Ama en çok da insanların samimiyetini hatırlayacağız.

Çünkü insanın hafızasında kalan şey, gördüğü manzara değil…

Kendisine nasıl davranıldığıdır.

Ve belki de bu tatilin bize bıraktığı en büyük ders şu oldu:

İnsanın canını yakan şey, tatil için başka bir ülkeyi tercih etmek değildir.

İnsanın canını yakan şey, gönlünün gitmek istediği ülkeyle, aklının tercih etmek zorunda kaldığı ülkenin farklı olmasıdır.

Bu yıl gönlümüz Türkiye’yi istedi…

Ama aklımız Mısır’ı seçti.

Dilerim bir gün yeniden tatil planı yaparken gönlümüzle aklımız aynı kararı verir.

Çünkü hiçbir gurbetçi, kendi ülkesini başka bir ülkeyle kıyaslamak zorunda kalmak istemez.