Avusturya’da başörtüsü tartışmalarının merkezindeki isimlerden Claudia Bauer’in son sosyal medya paylaşımı, kullandığı siyasi dil açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.

Bauer, Avusturya Alevi İnanç Toplumu temsilcilerini Federal Başbakanlık’ta ağırladıktan sonra yaptığı paylaşımda ALEVI’nin 2013 yılından beri tanınmış bir dini topluluk ve “Cumhuriyetin güvenilir bir partneri” olduğunu belirtti.

Buraya kadar söylenecek hiçbir şey yok.

Ancak Bauer ardından şu ifadeyi kullandı:

“Avusturya’da İslam’ın yalnızca tek bir sesi varmış gibi davrananlar meseleyi fazla basite indiriyor. Aleviler, Müslüman inancı ile hukuk devletimize açık bir evetin birlikte işleyebileceğinin en iyi kanıtıdır.”

Tam da bu noktada mesele Alevilere verilen değer olmaktan çıkıyor ve Müslüman toplulukların birbirleri üzerinden tanımlandığı siyasi bir söyleme dönüşüyor.

Alevileri överken Sünnilere hangi mesaj veriliyor?

Elbette Aleviler ile Sünniler aynı dini anlayışa sahip değil. İnanç, ibadet ve yorum açısından aralarında önemli farklılıklar bulunuyor.

Fakat Bauer’in açıklamasındaki sorun bu farklılıkların kabul edilmesi değil.

Sorun, Alevilerin “hukuk devletine evet” diyen Müslümanların örneği olarak özellikle öne çıkarılmasıdır.

Çünkü böyle bir cümlenin doğal olarak bir karşılaştırma tarafı oluşuyor: Aleviler hukuk devletiyle uyumun örneğiyse, bu örneğin karşısına kim konuluyor?

İsim verilmemesi bu karşılaştırmanın yarattığı mesajı ortadan kaldırmıyor.

Aleviler ile Sünniler birbirinin alternatifi değil

Avusturya’da yaşayan Aleviler ve Sünniler, siyasi tartışmalarda birbirinin karşısına yerleştirilecek iki kamp değildir.

Farklı düşüncelere, farklı dini yorumlara ve farklı ibadet geleneklerine sahip olabilirler. Ancak bu farklılık, birlikte yaşamalarına ve birbirlerine saygı göstermelerine engel değildir.

Aleviler ile Sünniler aynı ağacın farklı iki dalı gibidir. Dalların birbirinden farklı olması, köklerinin birbirine düşman olduğu anlamına gelmez.

Avusturya’daki günlük yaşamın içerisinde Aleviler ve Sünniler aynı işyerlerinde çalışıyor, aynı mahallelerde yaşıyor, çocuklarını aynı okullara gönderiyor, dostluklar ve aile bağları kuruyor.

Dolayısıyla bu topluluklardan birini diğerine karşı “daha uyumlu Müslümanlık” örneği haline getirmek toplumsal birlikteliğe katkı sağlamaz.

Başörtüsünden sonra şimdi mezhepsel farklılıklar

Bauer’in açıklamasını son dönemde yürüttüğü başörtüsü politikalarından tamamen bağımsız okumak da mümkün değil.

Başörtüsü konusunda Müslüman toplumun belirli kesimleriyle ciddi bir siyasi gerilim yaşayan Bauer’in şimdi Alevileri özellikle “hukuk devletine evet” vurgusuyla öne çıkarması, entegrasyon tartışmasını Müslümanların kendi içindeki farklılıklar üzerinden yürütme çizgisini belirginleştiriyor.

Bu, Alevilere yönelik olumlu bir açıklamadan daha fazlasıdır.

Ortaya çıkan siyasi çerçeve, bir tarafta hukuk devletiyle uyumun örneği olarak sunulan Müslümanlar, diğer tarafta ise uyumu sürekli tartışmaya açılan Müslümanlar görüntüsü yaratıyor.

İşte itiraz edilmesi gereken nokta tam olarak burasıdır.

Alevilerin böyle bir role ihtiyacı yok

Alevi toplumunun Avusturya Cumhuriyeti ile iyi ilişkiler içerisinde olması elbette değerlidir. Aynı şekilde devletin Alevileri bağımsız bir dini topluluk olarak tanıması ve muhatap alması da demokratik çoğulculuğun doğal sonucudur.

Ancak Alevilerin değerini ortaya koymak için Sünnilerle açık veya örtülü bir karşılaştırmaya ihtiyaç yoktur.

Aleviler kendi inançları, kurumları ve topluma yaptıkları katkılarla değerlidir.

Sünnilerin de hukuk devletine bağlılıklarını başka bir Müslüman topluluğun üzerinden ispatlamak gibi bir yükümlülüğü yoktur.

Siyasetin görevi ayırmak değil birleştirmektir

Avusturya gibi farklı inançların ve kültürlerin birlikte yaşadığı bir ülkede siyasetçilerin sorumluluğu bu farklılıkları birbirlerine karşı kullanmak değil, ortak hukuk düzeni içerisinde buluşturmaktır.

Hukuk devletine bağlılık Aleviliğin, Sünniliğin, Hristiyanlığın veya Yahudiliğin özelliği değildir.

Bu ülkede yaşayan herkes için aynı temel geçerlidir.

Bu nedenle Alevileri “iyi ve uyumlu Müslümanlığın” referansı haline getiren, diğer Müslümanları ise dolaylı biçimde bunun karşısında bırakan bir siyasi dil toplumsal birlik açısından son derece sorunludur.

Alevilerin siyasi bir karşılaştırmanın aracı yapılmaya, Sünnilerin de hukuk devletine bağlılık konusunda sürekli sınava tabi tutulmaya ihtiyacı yok.

Avusturya’nın ihtiyacı yeni ayrım çizgileri değil; Alevinin de Sünninin de farklılıklarıyla eşit yurttaş olarak kabul edildiği ortak bir dildir.

Havadis | Analiz

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.