muammer.kelesoglu @ yahoo.com

Değerli dostlar, Avusturya'daki okullarda yeni ders yılı önümüzdeki günlerde başlayacak. Bununla birlikte okullardaki Türkçe derslerine de katılacak olan çocuklarımız Türkçe dersi öğretmenleri sayesinde hem kendi ana dillerini ve hem de ana yurtlarını daha iyi öğrenme imkanı bulacaklardır. Hepinizin bildiği gibi bir çocuğun ana dili onun ''Ana yurdu"dur. Çocuk doğduğunda ve daha ana kucağına verildiği ilk günden itibaren annesinin sevgisi, dili, güzel sözleri ve ninnileri ile karşılaşır. Her yönden sağlıklı yetişen bir çocuk kendi ana dili ile büyür, kendi dini, örf, adet ve gelenekleri ile yetişir. Zaman ilerledikçe çocuk kendi ülkesinin insanları ile bir araya gelir, bayramlarında ve iyi günlerinde sevinir, kötü günlerinde ise üzülür. Akraba ve yakınları ile sohbet eder, çevresindeki çocuklarla kaynaşır.

Çocuklar büyürken ailesinde ana yurdunun masallarını, şarkılarını ve kendi türkülerini dinler. Ruhsal ve sosyal gelişimini, manevi ve milli kimliğini, kişiliğini böylece kendi ana dilinde bulur. Ana dilini bilen çocuk dede, nine, amca, dayı, hala, teyze, kuzanleri, diğer akrabaları ve kendi yakınları arasında yabancılık çekmez. Uzakta olsa bile ilişkilerini sürdürür, görüşür, telefonla konuşur, mektupla ya da mesajlarla yazışır. Çocuklarımız kendi ana dilini yani Türkçe'yi bilmez ise bunları nasıl yapabilir.? Ayrıca bir Aşık Veysel'i, Dede Korkut'u, Yunus Emre'yi, Nasrettin Hoca'yı, Hacıvatla-Karagözü, Keloğlan'ı, kendi tarihini, Kurtuluş Şavaşımızı, Çanakkale savaşımızı, Atatürk'ü, Bayrağımızı, Milli Marşımızı, Ana vatanını, milli ve dini günlerimizi, spordaki başarılarımızı, diğer bayramlarımızı nasıl tanır ve nasıl anlar.? Bu nedenle bizler yani anne ve baba olarak Türkçemize ve okullarda verilen Türkçe derslerine sahip çıkmalı, önem vermeli, Türkçe dersi veren öğretmenlerimiz desteklenmeli, Türkçe derslerinden çocuklarımızın faydalanmalarını sağlamalıyız.

Örnekler göstermiştir ki, ana dilini bilmeyen bir çocuk kendi kimliğine, kendi toplumuna ve kendi vatanına yabancı kalmaktadır. Maalesef gurbette doğup, büyüyen çocuklarımız ana dilini öğrenmekte Türkiye'deki çocuklara göre daha büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Çünkü gurbette yetişen bir çocuk kendi ana yurdundan, kendi devletinden, milletinden, dini ve milli bayramlarının vermiş olduğu o güzel ortamlardan ve bu bayramların verdiği manevi havasından çok uzak kalmaktadır.

Bu nedenle gurbetteki bütün anne, baba, dede, nine, öğretmen ve tüm derneklerimize düşen en büyük görev çocuklarımıza kendi ana dillerini yani Türkçelerini öğretmek, yaşatmak ve imkan varsa Türkçe derslerine katılmalarını sağlamaktır.. İstatistikler göstermişdir ki, maalesef Avusturya'daki her 4 çocuktan bir tanesi okullardaki Türkçe derslerine devam etmektedir. Bu sayıları çoğaltmak hepimizin görevi olmalıdır. Gurbetteki gelecek nesillerimizi yani çocuklarımızı ve torunlarımızı kaybetmeyelim. Yabancı ülkelerde yaşayan her Alman, Fransız, İngiliz, Avusturya'lı, Çinli, Japon veya diğer ülke vatandaşları da çocuğuna ilk önce kendi ana dilini, örf, adet ve geleneklerini öğretmektedir. Elbette ki bulunduğumuz ülkenin dilini de yani Almanca'yı çok iyi öğrenelim, çok iyi yazalım, çok iyi okuyalım ve konuşalım, hatta en iyi mesleklere ve mevkilere sahip olalım ama Avusturya devleti bizlere yıllardır böyle bir imkan sunmuşken, çocuklarımızı okullardaki Türkçe derslerine de gönderelim, kayıt yaptıralım. Türkçe derslerine devam etmelerini sağlayalım.

Ayrıca; Türkçe, dünyada 280 milyondan fazla insan tarafından konuşulmakta olup, en çok konuşulan diller arasında 5. sıradadır. Yurt dışında 7 milyondan fazla Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bu arada yurt dışında bir çok başarılı doktor, avukat, mühendis, öğretmen, işadamı, milletvekili, önemli mevkilerde bulunan Türk kökenli vatandaşlarımız bulunmaktadır. Çoğu da bullundukları ülkelerde doğmuş, büyümüş ve Türkçe'yi çok iyi bilmektedir. Unutmayalım ki, ana dilinden, yani Türkçe'den uzak olan zamanla ana vatanına, kendi milletine, akrabalarına, örf, adet ve geleneklerine de uzak kalabiliyor, bunlardan uzaklaşıp kopabiliyor. Tanıdığım bir kişi geçenlerde dert yanıyordu, ''çocuğum Türkçe'yi iyi bilmiyor ve iyi konuşamıyor. Her yıl köye gittiğimizde dedesi, ninesi, kuzenleri ve diğer akrabalarıyla Türkçe konuşamıyor, onlarla anlaşamıyor ve iletişim kuramıyor. Bu duruma çok üzülüyoruz'' demişti. Şu bir gerçek ki çocuklar ana dilini iyi öğrendikten sonra başka dilleri de çok kolay öğreniyorlar. Hatta okullarda birkaç dili bile ( İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Latince vs) kolaylıkla öğrenebiliyorlar. Ne demişler ''bir dil, bir insan, iki dil iki insan"dır.

Artık dil uzmanları bile 50 sene sonra ana dilin önemini anladılar, yıllar sonra günah çıkartıyorlar ve ''önce ana dili" diyorlar. Maalesef Avrupa ülkeleri yıllardır çocuklarımızı her zaman potansiyel işçi olarak gördüklerinden, entegrasyon yerine asimilasyonu tercih ettikleri için iş yerlerinde, okullarda ve kendi aralarında Türkçe konuşmayı da yasaklamaya çalışmışlardır. Hatta bazı öğretmenlerin Türk çocuklarına ''Siz buraya okumaya değil, çalışmaya geldiniz'' dediği, yüksek okul okumak isteyen çocuklarımızın kasıtlı olarak ders notlarını kırptığı ve önünü kesmek istediği de bilinmektedir. Çocuklarımızın Türkçe öğrenmeleri ve konuşmaları onların eğitimine zarar vermemekte hatta kişilik ve sosyal yapısına güç ve katkı sağlamaktadır. Son söz ''Türk çocuğu çalışkandır, zekidir, hedefi büyüktür. Tembel çocuk yoktur, ilgi, destek ve eğitim görmeyen çocuk vardır.'' Hep birlikte çocuklarıımızın önünü açalım, eğitimine destek verelim, hayatta başarılı ve mutlu olsunlar. .!

Sevgi ve saygılarımla.

Viyana. 30.08.2026. mk.