Avusturya siyasetinde bazı senaryoların oyuncuları değişiyor, fakat senaryo bir türlü değişmiyor.

Son haftalarda Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer’in açıklamalarına ve siyasi gündemine bakıldığında ortaya çıkan tablo artık tesadüf denilerek geçiştirilemeyecek kadar belirgin: Başörtüsü, Müslümanlar, “siyasal İslam”, İslami kurumlar…

Neredeyse her yol aynı topluluğa çıkıyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Avusturya’nın entegrasyon politikasının gerçekten başka meselesi kalmadı mı?

Hayat pahalılığı, eğitimdeki sorunlar, konut krizi, iş gücü açığı, sağlık sistemi, gençlerin gelecek kaygısı ortadayken siyasetin enerjisinin tekrar tekrar Müslümanların başörtüsüne, kurumlarına ve yaşam biçimine yöneltilmesini artık yalnızca “entegrasyon politikası” diye açıklamak fazlasıyla safça olur.

Burada aynı zamanda siyasi bir hesap var.

Ve bu hesabı daha önce gördük.

Kurz gitti, siyasi yöntemi kaldı

Sebastian Kurz’un yükseliş dönemini hatırlayın.

ÖVP, FPÖ’nün güçlü olduğu göç, İslam ve entegrasyon alanına giderek daha fazla girdi. Sert söylem, kimlik tartışmaları ve Müslümanlar üzerinden yürütülen politikalar ÖVP’nin siyasi iletişiminin önemli parçalarından biri haline geldi.

Şimdi aynı siyasi reçetenin yeniden raftan indirildiği izlenimi oluşuyor.

Çünkü FPÖ güçlendikçe ÖVP’nin önündeki soru şu:

FPÖ’ye neden oy verildiğini anlamaya mı çalışacağız, yoksa FPÖ seçmeninden oy koparabilmek için FPÖ’nün diline mi yaklaşacağız?

Görünen o ki ikinci seçenek daha cazip geliyor.

Bauer’in son haftalardaki çıkışlarını birbirinden bağımsız değerlendirdiğinizde bunlara “entegrasyon politikası” diyebilirsiniz.

Ancak hepsini yan yana koyduğunuzda başka bir tablo ortaya çıkıyor:

Müslümanlar üzerinden siyasi profil oluşturmak.

Kız çocuklarının başörtüsünden oy devşirmek

Meselenin en rahatsız edici tarafı ise küçük kız çocuklarının bedenlerinin siyasetin konusu haline getirilmesi.

14 yaşından küçük kızların başörtüsünü hedef alan düzenleme “çocukları koruma” söylemiyle savunuluyor.

Peki gerçekten mesele çocuklarsa soralım:

Bir çocuğun zorla başının örtülmesi yanlışsa, o çocuğun başındaki kumaşı haftalarca ülkenin siyasi gündeminde dolaştırmak nedir?

Bir kız çocuğunun bedenini, kıyafetini ve dini aidiyetini yetişkinlerin oy mücadelesinin sembolüne dönüştürmek hangi çocuk hakları anlayışıdır?

Çocukları korumak istiyorsanız çocukları koruyun. Çocukların üzerinden seçim siyaseti yapmayın.

Çünkü burada çok ince ama çok önemli bir fark var.

Bir kız çocuğunu aile baskısından korumak başka şeydir.

Başörtülü kız çocuğunu siyasi kampanyanın afişine dönüştürmek başka.

Üstelik yasak özellikle İslami başörtüsünü hedef aldığı için hukuki tartışmanın merkezinde yine tek bir dini topluluk bulunuyor.

Bu nedenle mesele artık yalnızca “başörtüsü doğru mu, yanlış mı?” meselesi değildir.

Asıl soru şudur:

Devlet neden tekrar tekrar aynı azınlığın kıyafetiyle uğraşıyor?

Başörtüsü yetmedi, şimdi “siyasal İslam”

Ardından “siyasal İslam” tartışması geldi.

Radikalizmle mücadele mi etmek istiyorsunuz?

Edin.

Şiddeti savunan yapılanmalar mı var?

Hukuk devletinin bütün imkânlarını kullanın.

Anayasal düzeni ortadan kaldırmak isteyen örgütler mi var?

Delilinizi ortaya koyun ve gereğini yapın.

Ama kavramları sürekli genişletip sonunda sıradan Müslümanın dini veya hukuki taleplerinin bile şüpheyle karşılanabileceği bir atmosfer oluşturuyorsanız orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü hukuk devletinde suçun adı vardır.

Suçlunun eylemi vardır.

Delil vardır.

Din üzerinden oluşturulan sis bulutunda ise milyonlarca insanın üzerine şüphe düşürmek çok daha kolaydır.

Ve popülist siyaset tam olarak bu belirsizlikten beslenir.

Şimdi sıra Müslüman kurumlarında mı?

Tartışmanın İslami kurumlara kadar genişlemesi de tesadüf gibi görünmüyor.

Başörtüsünü tartış.

“Siyasal İslamı” tartış.

Müslüman derneklerini tartış.

İslami temsil kurumlarını tartış.

Sonra bütün bunların adına “entegrasyon politikası” de.

Peki entegrasyon bunun neresinde?

İnsanları sürekli zan altında bırakarak mı topluma entegre edeceksiniz?

Bir topluluğa sürekli “Sizi izliyoruz, kıyafetinizi tartışıyoruz, kurumlarınızı sorguluyoruz, inancınızın hangi kısmının kabul edilebilir olduğuna karar veriyoruz” mesajı verip ardından o insanlardan aidiyet beklemek ciddi bir çelişkidir.

Entegrasyon tek taraflı itaat değildir.

Entegrasyon birlikte yaşama iradesidir.

Ve bu irade yalnızca göçmenlerden beklenemez.

Devletin ve siyasetin de sorumluluğu vardır.

FPÖ’yü yenmenin yolu FPÖ’ye benzemek mi?

Bauer’in siyasi çizgisinin asıl sorgulanması gereken tarafı burada ortaya çıkıyor.

FPÖ yükseliyor.

ÖVP seçmen kaybediyor.

Ve ardından Müslümanlar yeniden siyasetin en kullanışlı tartışma başlıklarından biri haline geliyor.

Bunun tesadüf olduğuna inanmak giderek zorlaşıyor.

Çünkü popülizmin eski bir kuralı vardır:

Ekonomik sorunları çözmek zordur; insanların korkularına hitap etmek kolaydır.

Kiraları düşürmek zordur.

Sağlık sistemini düzeltmek zordur.

Eğitim sistemindeki yapısal problemleri çözmek zordur.

İnsanların alım gücünü yükseltmek zordur.

Ama başörtülü bir kız çocuğunu haftalarca tartışmak kolaydır.

“Siyasal İslam” demek kolaydır.

Müslüman kurumlarını tartışmaya açmak kolaydır.

Çünkü bütün bunlar güçlü manşetler üretir.

Ve manşetler bazen çözüm üretmekten daha hızlı oy getirir.

Müslümanlar ÖVP’nin seçim malzemesi değildir

Burada açık konuşmak gerekiyor:

Avusturya’da yaşayan Müslümanlar, ÖVP’nin FPÖ’den birkaç puan geri alabilmek için kullanacağı siyasi dekor değildir.

Bu insanlar bu ülkenin işçileri, esnafı, öğrencileri, öğretmenleri, doktorları, girişimcileri ve vergi mükellefleridir.

Çocukları burada doğuyor.

Burada okula gidiyorlar.

Bu ülkenin geleceğini diğer herkesle birlikte paylaşıyorlar.

Elbette Müslümanlar eleştirilebilir.

İslami kurumlar denetlenebilir.

Radikalleşmeyle mücadele edilmelidir.

Kadınlara ve çocuklara yönelik baskıya karşı çıkılmalıdır.

Bunların hiçbirinde sorun yok.

Sorun, aynı topluluğun sürekli bir problem dosyası gibi masaya konulmasıdır.

Ve daha büyük sorun, bunun seçim hesabıyla yapıldığı izleniminin giderek güçlenmesidir.

Bauer yeni bir siyaset üretmiyor

Claudia Bauer genç bir siyasetçi olabilir.

Fakat ortaya koyduğu yöntem hiç genç değil.

Aksine oldukça eski.

Korkuyu siyasi sermayeye dönüştürmek eski.

Azınlıklar üzerinden çoğunluğa mesaj vermek eski.

FPÖ’nün gündemini sahiplenerek FPÖ seçmenine göz kırpmak eski.

Müslümanların dini sembollerini siyasi tartışmanın merkezine yerleştirmek de eski.

Dolayısıyla burada yeni bir siyasi vizyon görmüyorum.

Kurz döneminden kalan eski bir senaryonun yeni oyuncusunu görüyorum.

Ve geçmiş bize çok önemli bir şey öğretti:

Bir siyasi parti aşırı sağın söylemlerini normalleştirerek aşırı sağı yenmeye çalıştığında, sonunda insanların zihninde aşırı sağın sorularını meşrulaştırmış olur.

Sonra seçim günü geldiğinde seçmen şöyle düşünebilir:

Madem mesele gerçekten bunlarsa, neden kopyasına oy vereyim?

Sayın Bauer, entegrasyon bakanı mısınız, seçim stratejisti mi?

Bu nedenle Claudia Bauer’e sorulması gereken soru artık çok daha nettir:

Göreviniz Avusturya’da yaşayan farklı toplulukların birlikte yaşamasını güçlendirmek mi, yoksa FPÖ seçmeninden oy koparabilmek için Müslümanları sürekli siyasi tartışmanın merkezinde tutmak mı?

Çünkü ikisini aynı anda yapamazsınız.

Bir taraftan “entegrasyon” deyip diğer taraftan aynı topluluğu haftalar boyunca siyasi problem olarak sunamazsınız.

Bir taraftan kız çocuklarının özgürlüğünden bahsedip diğer taraftan onların bedenlerini siyasi tartışmanın malzemesine dönüştüremezsiniz.

Bir taraftan toplumsal birliktelik isteyip diğer taraftan toplumun bir kesimine sürekli şüpheyle bakılmasına zemin hazırlayamazsınız.

Ve en önemlisi:

FPÖ ile mücadele edeceğim diye FPÖ’nün siyasi dilini normalleştirirseniz, FPÖ’yü küçültmüş olmazsınız. Onların yıllardır anlatmaya çalıştığı hikâyeyi devlet siyasetinin merkezine taşımış olursunuz.

Sebastian Kurz döneminde bu filmi seyrettik.

Oyuncular değişti.

Afiş değişti.

Ama senaryo fazlasıyla tanıdık.

Ve görünen o ki bu kez başrole Claudia Bauer talip.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.