“Yaramazlık yaptı.”
“Sözümü dinlemedi.”
“Bir tokattan ne olacak?”
“Biz de babamızdan böyle gördük.”
Belki de artık bu cümlelerin arkasına saklanmayı bırakmanın zamanı geldi.
Çünkü karşınızda sizi kızdıran küçük bir yetişkin yok.
Bir çocuk var.
Sizden küçük. Sizden güçsüz. Size muhtaç.
Karnını sizin doyurduğunuz, geceleri korktuğunda yanınıza gelen, başına bir şey geldiğinde ilk size koşan, dünyadaki en güvenli yerin anne ve babasının yanı olduğuna inanan bir çocuk...
Ve siz o güvenli olması gereken elleri ona vurmak için kaldırıyorsunuz.
Sonra da bunun adına “terbiye” diyorsunuz.
Hayır.
Bu terbiye değildir.
“Biz de dayak yedik, bir şey olmadı”
Bu cümle, dayağın doğru olduğunu değil, yanlışın nesilden nesile nasıl taşındığını gösterir.
“Babam bana vurdu” demek, “Ben de çocuğuma vurabilirim” anlamına gelmez.
Tam tersine:
Siz acısını biliyorsanız, çocuğunuza yaşatmamanız gerekir.
Çocukken babanızın karşısında hissettiğiniz korkuyu hatırlayın.
El kalktığında irkilmenizi...
Ses yükseldiğinde susmanızı...
Belki ağlamamak için kendinizi tutmanızı...
Belki odanıza gidip kimse görmeden ağlamanızı...
Bugün bütün bunları “Ama biz adam olduk” diyerek küçümsemek, o günkü çocuğun yaşadığı korkuyu yok etmiyor.
Belki büyüdünüz.
Ama büyümüş olmanız, size yapılanın doğru olduğu anlamına gelmez.
Çünkü o çocuk size karşılık veremez
Meselenin en ağır tarafı da budur.
Karşınızdaki çocuk sizinle eşit değildir.
Size vuramaz.
Kapıyı çekip başka bir eve gidemez.
“Ben artık burada yaşamıyorum” diyemez.
Parasını alıp kendisine başka bir hayat kuramaz.
Çünkü size mecburdur.
Üstelik bunu siz de biliyorsunuz.
Bir yetişkinin kendisinden çok daha güçsüz ve kendisine bağımlı bir çocuğa fiziksel gücünü kullanması bu nedenle asla normalleştirilemez.
Çocuğun karşılık verememesi, ona vurma hakkı vermez. Tam tersine, onu koruma sorumluluğunuzu büyütür.
Çocuk susunca terbiye olmuş olmuyor
Bir tokat attınız.
Çocuk sustu.
Odasına gitti.
Bir daha aynı şeyi yapmadı.
Ve siz:
“Bak, anladı.”
dediniz.
Peki gerçekten anladı mı?
Yoksa yalnızca sizden korkmayı mı öğrendi?
Belki yaptığı davranışın neden yanlış olduğunu hâlâ bilmiyor. Bildiği tek şey, aynı şeyi tekrar yaparsa canının yanacağı.
Bu eğitim değildir.
Bu, korkuyla davranışı bastırmaktır.
Bir çocuğun anne veya babasının ayak sesinden, ses tonundan ya da el hareketinden irkilmesi başarı değildir.
Bir tokat bazen yıllarca insanın içinde kalır
Fiziksel cezanın etkisi yalnızca yanağın kızarmasıyla bitmeyebilir.
Çocuklukta tekrarlanan fiziksel cezalandırma; korku ve kaygı, saldırgan davranışlar, düşük özsaygı ve ebeveynle kurulan güven ilişkisinin zarar görmesi gibi sonuçlarla ilişkilendiriliyor.
Fakat rakamlardan ve araştırmalardan önce düşünülmesi gereken çok basit bir gerçek var:
Çocuk dünyayı önce anne ve babasının gözlerinden tanır.
Sevgiyi de onlardan öğrenir.
Güveni de.
Ve kendisine vurulduğunda zihninde çok ağır bir çelişki oluşabilir:
“Beni koruması gereken insan, neden canımı yakıyor?”
Bir çocuğa bırakılabilecek en ağır sorulardan biri belki de budur.
Sonra büyüyorlar...
Bugün karşınızda ağlayan beş yaşındaki çocuk hep beş yaşında kalmayacak.
Büyüyecek.
Belki tokadın hangi gün atıldığını unutacak.
Belki neden dövüldüğünü bile hatırlamayacak.
Ama bazı çocuklar o evde hissettikleri korkuyu, değersizliği veya güvensizliği yetişkinliklerine taşıyabilir.
Çünkü çocukluk yalnızca hatırladığımız olaylardan ibaret değildir.
Bize kendimizi nasıl hissettirdiklerini de taşırız.
Döngüyü birinin kırması gerekiyor
“Ben babamdan böyle gördüm.”
Tamam.
Ama çocuğunuzun bir gün aynı cümleyi kurmak zorunda kalmaması sizin elinizde.
Size yapılan her şeyi çocuklarınıza miras bırakmak zorunda değilsiniz.
Bazı miraslar korunmaz.
Bazı miraslar insanın kendi elleriyle sona erdirmesi gereken yaralardır.
Çocuğunuz hata yapacak.
Sizi kızdıracak.
Sözünüzü dinlemeyecek.
Sınırlarınızı zorlayacak.
Çünkü çocuk olmak biraz da budur.
Sizin göreviniz ise ondan daha güçlü olduğunuzu göstermek değil, gücünüz varken kendinizi kontrol edebilmektir.
Çocuğunuza sınır koyun.
Sonuçları olsun.
Yanlışını anlatın.
Gerekirse ayrıcalıklarını kısıtlayın.
Ama vurmayın.
Çünkü yetişkin olmanın gücü, el kaldırabilmekte değil; o eli kaldırmamayı başarabilmektedir.
Ve hiçbir “yaramazlık”, hiçbir öfke, hiçbir gelenek, hiçbir “biz de böyle büyüdük” cümlesi çocuğa vurmayı haklı çıkaramaz.
Çocuk size emanet edilmiş bir güçsüzdür; öfkenizi boşaltabileceğiniz bir hedef değildir.
Onun sizden korkmasını değil, hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın size gelebileceğini bilmesini sağlayın.
Çünkü yıllar sonra çocuğunuzun sizi hatırladığında aklına kaldırdığınız el değil, onu koruyan elleriniz gelsin.
