gurkan.altmisdort @ havadis.at

Avrupa'nın dört bir yanından yüz binlerce araç yollara düşüyor. Almanya'dan, Avusturya'dan, Fransa'dan, Hollanda'dan, Belçika'dan, İsviçre'den, İskandinav ülkelerinden… Sadece Avrupa değil; Kanada'dan, Amerika'dan, Avustralya'dan ve dünyanın birçok ülkesinden insanlar, yıllık izinlerini geçirmek için Türkiye'nin yolunu tutuyor.

Kimi anne-babasının elini öpmek için…

Kimi çocuklarına doğduğu köyü göstermek için…

Kimi yıllardır hasret kaldığı kardeşiyle aynı sofraya oturabilmek için…

Bu yolculuğun adı tatilden çok daha fazlasıdır.

Biz buna sıla-i rahim deriz.

Yani insanın köklerine dönmesi…

Özlem gidermesi…

Aile bağlarını güçlendirmesi…

İşte tam da bu yüzden bu yolculukta bavul kadar, hatta belki ondan daha fazla hazırlanması gereken bir şey var:

Psikolojimiz.

Çünkü birçok gurbetçi yıllarca hayalini kurduğu Türkiye'ye ulaştığında, beklediğinden çok farklı bir atmosferle karşılaşabiliyor.

Ve çoğu zaman bunun sebebi ne Türkiye oluyor ne de gurbetçi…

Sebep, iki tarafın da artık çok farklı hayatlar yaşıyor olması.

Aynı milletiz ama artık aynı hayatı yaşamıyoruz

Bunu kabul ederek başlayalım.

Avrupa'da yaşayan gurbetçi ile Türkiye'de yaşayan vatandaş artık aynı ekonomik şartlarda, aynı sosyal düzende ve aynı hayat temposunda yaşamıyor.

Bu ne gurbetçinin suçu…

Ne de Türkiye'de yaşayan insanın.

Hayat herkesi bulunduğu coğrafyaya göre şekillendiriyor.

Avrupa'da yaşayan biri sabah işe giderken dakikalarla yarışıyor.

Vergisini ödüyor.

Kirasını ödüyor.

Sigortasını ödüyor.

Belki aylarca fazla mesai yapıyor.

Yılda sadece birkaç haftalık izin için para biriktiriyor.

Türkiye'de yaşayan biri ise bambaşka sorunlarla mücadele ediyor.

Yüksek enflasyon…

Geçim sıkıntısı…

Belirsizlik…

Günlük hayatın stresi…

Dolayısıyla iki tarafın da yükü ağır.

Sadece yükleri farklı.

İşte en büyük hata da burada başlıyor.

Bir taraf diğerini anlamadan konuşuyor.

"Sen Euro kazanıyorsun" cümlesi…

Türkiye'ye giden birçok gurbetçinin en sık duyduğu cümlelerden biri şudur:

"Siz zaten Euro kazanıyorsunuz."
Evet…

Euro kazanılıyor.

Ama Avrupa'da da Euro harcanıyor.

Kira Euro.

Elektrik Euro.

Sigorta Euro.

Vergi Euro.

Market Euro.

Hayat pahalı.

Elbette Türkiye'deki alım gücüyle kıyaslandığında bazı şeyler daha kolay görünebilir.

Ama kimsenin cüzdanını dışarıdan bakarak değerlendirmek doğru değildir.

Aynı şekilde gurbetçilerin de şu cümlelerden kaçınması gerekir:

"Bizde böyle olmaz."
"Avrupa'da herkes kurallara uyuyor."
"Türkiye neden hâlâ böyle?"
Çünkü bu cümleler çözüm üretmez.

Sadece mesafe oluşturur.

Trafikte Avrupa'yı aramayın

Belki de en büyük kültür şoku trafikte yaşanıyor.

Avrupa'da yıllarca araç kullanan biri için Türkiye trafiği ilk günlerde oldukça zor gelebiliyor.

Yakın takip…

Ani şerit değiştirmeler…

Sürekli korna…

Sabırsız sürücüler…

Motosikletler…

Yoğun trafik…

Bunlar sizi şaşırtabilir.

Fakat unutmayın.

Siz oraya sistemi değiştirmeye gitmiyorsunuz.

Sevdiklerinizi görmeye gidiyorsunuz.

Haklı olabilirsiniz.

Ama bazen haklı olmak, güvenli olmak anlamına gelmez.

Yol verin.

Sabredin.

Tartışmayın.

Çünkü birkaç saniyelik öfke, yıllarca anlatılacak bir pişmanlığa dönüşebilir.

Magandalık varsa kahraman olmaya çalışmayın

Yaz aylarında ne yazık ki düğün konvoyları, rastgele silah atanlar, trafikte kavga edenler veya saldırgan tavırlar sergileyen kişilerle karşılaşılabiliyor.

Burada yapılacak en doğru şey bellidir.

Uzaklaşın.

Sosyal medyada gördüğümüz birçok olayın ortak noktası şudur:

Kimse kavga etmek için evden çıkmıyor.

Ama gurur meselesi yapılıyor.

Sonrası hastane…

Mahkeme…

Hapis…

Bazen de telafisi olmayan acılar…

Hiçbir tartışma ailenizin huzurundan daha değerli değildir.

Dolandırıcılar gurbetçiyi uzaktan tanıyor

Bu acı ama gerçek.

Plakanız…

Aksanınız…

Konuşmanız…

Kıyafetiniz…

Hepsi sizin gurbetçi olduğunuzu belli edebiliyor.

Ve ne yazık ki bunu fırsata çevirmek isteyen insanlar da çıkabiliyor.

Tamirci…

Taksi…

Emlak…

Araç kiralama…

Turistik bölgeler…

Her yerde değil ama bazı yerlerde sırf yabancı plakalı olduğunuz için farklı fiyatlarla karşılaşabilirsiniz.

Pazarlık yapmaktan çekinmeyin.

Fiyatı önceden sorun.

Fatura isteyin.

Tanımadığınız kişilere güvenmeyin.

Gösteriş en büyük hatadır

Belki de en hassas konu bu.

Yeni araba…

Marka saat…

Telefon…

Kalın para desteleri…

Sosyal medya paylaşımları…

Unutmayın.

Sizin için normal olan bir görüntü, ekonomik sıkıntı yaşayan biri için farklı duygular oluşturabilir.

Bu yüzden mütevazı olun.

İmkânınızı göstermek yerine insanlığınızı gösterin.

Yardım edecekseniz sessizce edin.

Kimseyi mahcup etmeyin.

Siyaset konuşmayın

Bu tavsiye belki de hepsinden önemlidir.

Aynı aile içinde bile farklı siyasi görüşler olabilir.

Yıllarca birbirini görmeyen kardeşlerin…

Amcaların…

Dayıların…

Kuzenlerin…

Bir akşam yemeğinde siyaset yüzünden birbirine küstüğünü kaç kez gördük.

Sorun şu:

Kimse kimsenin fikrini değiştirmiyor.

Sadece kalpler kırılıyor.

Bir hafta sonra siz Avrupa'ya döneceksiniz.

Ama onlar aynı mahallede yaşamaya devam edecek.

Bırakın siyaset televizyonlarda kalsın.

Sofrada çocukların kahkahası olsun.

Çocuklarınıza köklerini gösterin

İzin sadece deniz tatili değildir.

Çocuklarınızı dedenizin mezarına götürün.

Mahallenizi gösterin.

İlk okulunuzu gösterin.

Bir çeşmeden su içirin.

Bir köy ekmeği yedirin.

Bir komşunun elini öptürün.

Çünkü onlar Türkiye'yi sizin anlattığınız kadar tanıyacak.

Birbirimizi yargılamayalım

Türkiye'deki vatandaş gurbetçiyi anlamaya çalışsın.

Gurbetçi de Türkiye'deki insanı…

Kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü kadar kolay değil.

Avrupa'da yaşayanlar hasret çekiyor.

Türkiye'de yaşayanlar geçim mücadelesi veriyor.

Bir taraf anne babasını yılda birkaç hafta görebiliyor.

Diğer taraf evladını gurbete uğurluyor.

Acılar farklı.

Yükler farklı.

Ama özlem aynı.

Son söz…

Sıla-i rahim; sadece kilometreleri aşmak değildir.

Kalplere de ulaşabilmektir.

Bu yaz Türkiye yollarına çıkacak bütün gurbetçilerden tek ricamız var:

- Sabırlı olun.

- Hoşgörülü olun.

- Kıyas yapmayın.

- Kırmayın.

- Kırılmayın.

Çünkü günün sonunda ne kazandığınız para, ne kullandığınız araba, ne de yaşadığınız ülke önemlidir.

Önemli olan; dönerken arkanızda güzel anılar, hayır duaları ve yeniden kavuşma ümidi bırakabilmektir.

Havadis ailesi olarak tüm gurbetçilerimize kazasız, belasız, huzur dolu bir yolculuk diliyoruz. Yolunuz açık, kavuşmanız hayırlı olsun.

Gürkan Altmışdört