gurkan.altmisdort @ havadis.at

Her yıl özlemle beklenen “memleket havası” başladı. Aile ziyaretleri, çocukluğun geçtiği sokaklarda yapılan yürüyüşler, yıllardır görmediğiniz dostlarla edilen sohbetler… Ancak bu güzel anıların acıya, stres ve pişmanlığa dönüşmemesi için bu yazıyı dikkatle okumanızda fayda var.

Bu uyarı bir mecaz değil. Gerçekten de hayati tehlike altındasınız – elbette sadece fiziksel anlamda değil. Hukuki, psikolojik, hatta sosyal açıdan da… Çünkü sizin geldiğiniz ülke ile yaşadığınız ülke arasındaki farklar sadece para birimi ya da trafik levhalarıyla sınırlı değil.

Aynı dili konuşsak da kelimelerin anlamları, davranışların algılanışı, kuralların uygulanışı farklı. Siz artık iki kültür arasında sıkışmış değil, iki kültürü de taşıyan bir bireysiniz. Ama bu durum, bazı anlarda sizi daha da savunmasız hale getirebilir.

1. Trafikte Zihinsel Alarmda Olun

Unutmayın, Türkiye’de trafikte “haklılık” çoğu zaman plakanıza bakılarak değil, sinir katsayınıza göre belirleniyor. Siz düz yolda giderken bile biri gelip aracınıza çarparsa, “yabancı plakalı” olmanız, olayın yönünü değiştirebilir.

Sakın ola ki sesinizi yükseltmeyin, tepki vermeyin. Çünkü her sözünüz, her hareketiniz yanlış anlaşılabilir ve karşı tarafın “mağduriyetini” güçlendirebilir. Sakin olun. Polisi bekleyin. Zabıt tutulsun. Hakkınızı mahkemede ararsınız ama yitip giden sağlığınızı hiçbir makam geri getiremez.

2. Kural Bilgisi Yetmez, Algıyı da Hesaba Katın

Avrupa’daki trafik kurallarına olan güveninizi Türkiye sınır kapısında bırakın. Burada ışıklara uymanız yetmez; diğer sürücülerin kurallara ne kadar uyduğunu, hatta onların size karşı önyargılarını da hesaba katmalısınız.

“Ben Avrupa’dan geldim, burada haklıyım” demek sadece sizi değil, ailenizi de riske sokabilir. Kırmızı ışıkta durduğunuzda arkadan gelenin size çarpması, sadece bir maddi hasar değil, uzun bir sinir harbinin başlangıcı olabilir.

3. Sokak Güvenliğini Hafife Almayın

Gündüz vakti yolda yürürken ya da bir dükkanın önünde otururken bile tehlike kapınızı çalabilir. Muayenesini hatırla geçmiş araçların freni boşalabilir, üzerinize doğru hızla gelen bir araçla karşılaşabilirsiniz. Hiçbir gerekçe olmadan biri size bıçak çekebilir, bir başkası kılıçla saldırabilir ya da park halindeki aracınızı yakabilir.

Bu tür vakaların haberlerde sıkça yer bulması artık kimseyi şaşırtmıyor. Gözünüz her daim açık olsun. Çevre kontrolü, sadece güvenlik kameralarına değil, sizin dikkatli bakışınıza da bağlı.

4. Maganda Kurşunundan Uzak Durun

Maganda kurşunu” ifadesi, ne yazık ki artık dilimize yerleşmiş durumda. Düğünler, asker uğurlamaları, kutlamalar… Hepsi birer sevincin sembolü olması gerekirken, bazen trajedilere sahne olabiliyor. Silahlı kutlamaların yapıldığı ortamlardan uzak durun. Çocuklarınızı da uzak tutun. Çünkü orada olmanız bir kader değil, bir tercihtir.

5. Karşıdan Karşıya Geçene Yol Verme ‘Lüksüne’ Dikkat

Avrupa’da bir refleks olan yayaya yol verme davranışı, Türkiye’de ne yazık ki aynı şekilde algılanmıyor. Karşıdan karşıya geçen birine – üzülerek söylüyorum – yol verme gafletine düşmeyin. Çünkü ne yaya sizin bu jestinizi anlar, ne de arkanızdan gelen sürücü bu hoşgörüye hazırlıklıdır. Sonuç, zincirleme kazaya kadar varabilir. Dikkatli olun, ama bu dikkat “Batı’daki reflekslerinizle” değil, bulunduğunuz ülkenin gerçekleriyle şekillensin.

6. Sağlık Sistemine Aşırı Güvenle Gitmeyin

Avrupa’daki sağlık sisteminin düzeni, mahremiyet anlayışı ve sabırla işleyen prosedürleri Türkiye’de çok farklı bir tabloyla karşılık bulabilir. Örneğin Almanca’da kutsal sayılan “Datenschutz” (veri gizliliği), Türkiye’de çoğu zaman sadece bir kelimeden ibaret.

Bir poliklinik ya da acil servise gittiğinizde sadece hastalıkla değil, sıra kavgası, agresif bekleyişler ve sabır testleriyle de mücadele etmek zorunda kalabilirsiniz. Hastaneye yatmanız gerektiğinde ise “refakatçi gerçeği” sizi ve ailenizi farklı türden bir zorlukla yüzleştirebilir.

Üstelik yalnızca sağlık personeliyle değil, hastane güvenliğinde görevli bir bekçiyle bile gerilim yaşayabilirsiniz. Görevini fazla ciddiye alan bir memur, sizin tüm nezaketinize rağmen sinir uçlarınıza dokunabilir.

Ne yapmalı? Akışına bırakın demiyorum, hakkınızı da yedirmeyin. Ancak üslubunuzdan, tarzınızdan, soğukkanlılığınızdan asla taviz vermeyin.

7. Bu Satırları Neden Yazdım?

Bir Türkiye sevdalısı olarak bu satırları yazmak inanın benim için de kolay değil. Amacım asla insanımızı yargılamak, küçük görmek değil. Ne yazık ki, üzülerek söylüyorum ki bunlar bizim memleketimizin kabullenmesi zor ama göz ardı edilmemesi gereken gerçekleri.

Ülkemi kötülemek, sizi korkutmak gibi bir niyetim yok. Ama bir gün bir kavganın ortasında, bir mahkeme salonunda ya da bir hastane koridorunda size “Burası Türkiye, burada böyle” denmesini istemiyorsanız, bu yazdıklarımı dikkate alın.

Hazımsızlık, agresiflik, ahlaksızlık, tahammülsüzlük ve sadece kendi hakkına odaklanan bir toplum gerçekliğiyle karşılaşabilirsiniz. Ancak siz, bu yazıyı okuyan bir bilinçle o ortamda bulunacaksınız. İşte bu fark sizi koruyacak olan en büyük kalkandır.

Son Söz: Akıl, En Değerli Valiziniz Olsun

Sılai rahiminiz, acıyla değil; huzurla sonlansın. Çocuklarınıza güzel anılar bırakmak, sevdiklerinizle dolu dolu bir yaz geçirmek istiyorsanız önce zihinsel hazırlığınızı yapın. Çünkü ne yazık ki bazı olaylarda haklı olmak yetmiyor; akıllı olmak gerekiyor.

Yola çıkmadan önce evraklarınızı kontrol edin, trafik sigortanızı gözden geçirin, ama en çok da sabrınızı ve sağduyunuzu yanınıza alın. Hayırlı yolculuklar, kazasız belasız dönüşler diliyorum.

Saygılarımla,

gürkan Altmışdört