gurkan.altmisdort @ havadis.at

Zaman, insanın elindeki en kıymetli sermaye… Ne biriktirilebilir, ne de geri alınabilir. Her geçen an, elimizden kayıp giden bir damla gibidir. Fakat çoğu zaman farkına varmadan tüketiriz. Yarınlara erteleriz söylenecek sözleri, kurulacak dostlukları, yaşanacak mutlulukları. Oysa yarının geleceği bile kesin değilken, neden bugünü heba ederiz?

İnsanı insan yapan en önemli şey, ilişkileridir. Bir bakış, bir tebessüm, gönülden söylenmiş birkaç kelime, bazen bir ömürlük bağ kurar. Ne var ki biz çoğu zaman kırılmaya, incinmeye, yanlış anlamaya daha çok vakit harcarız. Oysa dostluklar, küçük pürüzlerle değil, büyük samimiyetlerle ayakta kalır. İnsan, ancak insana aynadır; kendi değerini, çoğu zaman başkasının gözünde görür.

Ama unutulmaması gereken en büyük gerçek, hayatın geçiciliğidir. Hepimiz faniyiz; bugün varız, yarın yokuz. Hiçbir mal, hiçbir makam, hiçbir beğeni ve övgü bizimle mezara girmeyecek. Geriye sadece kalplerimizde bıraktığımız izler kalacak. O yüzden aslında uğruna kavga ettiğimiz, alın kırgınlıklarına sebep olduğumuz pek çok şey, büyük resimde anlamsızdır.

Modern hayat ise bize bambaşka bir tuzak kuruyor: Hız. Daha çok çalış, daha çok tüket, daha çok yetiş… Oysa ruh, böylesi bir telaşın içinde yoruluyor. İnsan kendi iç sesini duyamaz hale geliyor. Koşturmaca arasında gözden kaçan şey şu: Asıl mutluluk daha fazlasında değil, daha derininde saklı.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Hayat gerçekten ne kadar uzun?”
Cevap belli: Ölçüsünü zaman değil, doluluk belirliyor. Paylaşabildiğimiz sevgi, yaşayabildiğimiz an, sarılabildiğimiz dost, içten gelen tebessüm… İşte ömrün gerçek uzunluğu budur.

Ve tam da bu nedenle, sosyal medyada yapılan paylaşımlara gereğinden fazla anlam yüklemek, onları kişisel algılamak ya da üzerine alınmak yersizdir. Çünkü hayat, dijital bir ekrandan değil; kalpten kalbe kurulan bağlardan ibarettir. Zamanımızı yanlış anlamalara değil, gerçek bağlara ayırmalıyız.

Gürkan Altmışdört