muammer.kelesoglu @ yahoo.com

Değerli dostlar, bilirsiniz, kartal doğası gereği yüksek dağlarda ve yüksek tepelerde yaşar. Gökyüzünde uçarken ve yiyecek ararken keskin gözleri ile yerdeki hayvanları görür, takip eder ve avlar. Kağlumbağa ise uyumak istediği zamanlarda başını vücudunun içerisine çeker ve hareket etmeden saatlerce uyur. Kartal yerde bir kaplumbağa gördüğü zaman onu avlamak için kağlumbağanın başını dışarıya çıkartmasını, hareket etmesini ve yürümesini bekler. Çünkü kaplumbağanın da günlük yaşantısını sürdürebilmesi, çevresinden yiyecek, içecek bulabilmesi için başını dışarıya çıkartması, yürümesi ve hareket etmesi gerekmektedir. Kaplumbağa başını dışarıya çıkarttığı ve yürümeye başladığı sırada ise kartal hızlı bir şekilde gökyüzünden aşağıya doğru süzülerek gözüne kestirdiği kaplumbağayı pençeleriyla başından yakalar. Onu bir hışımla gökyüzüne doğru çıkartır, işini bilen ve her zaman bu işlemi yapmaya alışkın olan kartal onu kayaların üzerine atar. Tekrar yakalar, tekrar atar ve kaplumbağayı parçaladıktan sonra yemeye başlar. Netice olarak kaplumbağa başını çıkartmasa yürüyemeyecek, yemek ihtiyacını karşılayamayacak ve yaşantısını sürdüremeyecektir. Bu nedenle kaplumbağanın yaşantısını sürdürmesi için risk alması ve başını çıkartması gerekmektedir. Kartal ise kaplumbağanın bu durumunu bildiği için her zaman onun başını dışarıya çıkartmasını bekleyecek, tepesine binecek, kaplumbağanın yaşantısına son verecek ve onu yiyerek günlük ihtiyacını karşılayacaktır.

İnsan ilişkileri de bazen kartal ile kaplumbağa arasındaki olaya benzemektedir. Çoğu iş yerlerinde, arkadaşlık ilişkilerinde ve çevremizde bir insan iyi niyetlerle başını birazcık çıkartmaya kalksa, kendi fikir ve düşüncelerini açıklamak istese, yeni fikirler ortaya atsa, bir işi veya bir konuyu esas yapması gereken insanların yapmayıp da gönüllü olarak yapmak istese, sorumluluk alsa, hatta araştırmacı olsa, çözülmesi gereken sorunları ilgili yerlere iletse ve sorunların üzerine-üzerine gitse, tepedeki kartal misali hemen doğrudan veya dolaylı yollardan aleyhinde çalışmalar başlar, sinsice saldırıya uğrar ve bitirilmeye çalışılır. ''Sen kim oluyorsun da bu konulara giriyorsun, boyundan büyük işlere karışıyorsun, burada biz varız, biz senin kadar düşünmüyor muyuz'' denir ve o insanın önüne takoz konur, engellenir ve yaşam alanı bitirilir! Halbu ki medeni, eğitimli ve kalkınmış ülkelerde bu gibi insanlar desteklenir, önü açılır, hatta kendisinden sonra gelecek insanlar yetiştirilir ve böylece sorunlar çözülür, toplum kalkınır ve hayat devam eder. Ama egosunun mahkumu olanlar, çağımızın hastalığı olan kıskançlık krizine girenler ve beyni sulanmış olanlar bunu anlamaz. Bu gibi insanları görmek zor değil! Çevrenize bir bakın kim ''işi'' ile değil de ''kişi'' ile uğraşıyorsa, namusu ile çalışan insanlara destek olacağı yerde köstek oluyorsa, haksızlık yapıyorsa, birisini tuzağa ve zor durumlara düşürmek için kumpas kurmakla meşgul ise, orada -kartal ile kağlumbağa- ilişkisini hatırlayın.

Geçenlerde izlediğim bir videoda bir kartalın bir kaplumbağayı yemek için gökyüzünde -kaplumbağanın başını çıkartmasını beklemesi- bana bu yazıyı yazma düşüncesini getirdi. Çünkü; Günlük yaşantımızdaki sorunlar, hatalar, aksaklıklar, aldatmacalar, ahbaplar, çavuşlar, kara paralar, faili meçhul cinayetler, kirli ve çarpık ilişkiler, ahlaksızlıklar, her türlü bataklıklar devam ediyorsa, bilin ki hepsinin kökeninde -kartal ile kaplumbağa olayı- yatmaktadır! Yani başını biraz çıkartanları, konuşanları, yazanları, olaylara tepki gösterenleri, sorunları çözmeye çalışanları -kaplumbağa gibi başını çıkartanları- harcamak, susturmak, yemek-bitirmek ve ortadan kaldırmak yatmaktadır. Oysa ki bırakın insanları konuşabilsinler, düşünce ve fikirlerini açıklayabilsinler, toplumun sorunlarını özgürce yazabilsinler, paylaşabilsin. topluma faydalı birer insan olsunlar. Ama her şeye rağmen bıkmadan, usanmadan hayatta risk almak zorundayız. Yaşamak, nefes almak ve özgürce düşüncelerimizi ifade edebilmek, çocuklarımızın ve torunlarımızın, ülkemizin ve dünyamızın geleceği için inanın ki risk almak ve başımızı dışarıya çıkartmak zorundayız.

Sevgi ve saygılarımla.

30.07.2027.mk.