gurkan.altmisdort @ havadis.at

Bu soru ile izinde karşınıza çıkan bir yerel basın spikeri size mikrofon uzattımı? Uzatmadıysa muhtemelen sosyal medyada bu tip bir röportaja şahit olmuşsunuzdur. Amacı ne olursa olsun, sonuç her zaman aynı. Yurt dışından gelen bir gurbetçiye bu yönde bir soru yöneltiliyor yada daha önce kurgulanmış bir röportaj sözde bir spiker ile vatandaş arasında gerçekleşiyor. Akabinde binlerce yorum ve tıklanma alan, akla hayale gelmeyecek itham ve yorumlara neden olan üç beş dakikalık bir görüntü ortaya çıkıyor. Belki bir siyasi oluşumun duymak istediği yorumlar belkide yerel halkın içinde bastırdığı kini ve maddi olumsuzluklarını rahatlıkla aktarabileceği bir paylaşım olan bu görüntüler kimi zaman gerçek bir röportajdan ibaret olsada kimi zaman sunucu tarafından kurgulanmış görüntüler oluyor.

Peki ama, Türkiye’de yaşayan vatandaşlar ile yurt dışından gelen gurbetçiyi karşı karşıya getiren bu tip videolarda konuşulan tartışılan konularda kim ne kadar haklı ve ne kadarı doğru? Şahsen üç hafta boyunca Türkiye’de tatil yapmış ve yaşananları özellikle gözlemlemiş biri olarak naçizane gördüklerimi ve duyduklarımı sizlerlerle paylaşmak istedim. Her ne kadar şahsımında bir siyasi görüşü olduğu ve gönül bağı olduğu siyasiler olduğu gerçeğine rağmen, gözlemlerimi bu bağdan bağımsız olarak yazmaya özen göstereceğim. Zira gazeteci kimliğimiz bunu gerektirmekte. Şunu baştan belirtmek isterimki, kimseyi eleştirmek, aşağılamak yada yüceltmek gibi bir niyetim yok. Sadece sıkça paylaşılan söz konusu “Avrupa bizi kıskanıyormu” başlıklı videolara naçizane kendi görüşümü belirtmek niyetim.

Öncelikle belirtmek isterimki biz gurbetçiler bir çok videoda bahsedildiği gibi 11 ay boyunca çalışıp bir ay izine gitmek için para biriktirmiyoruz. Yada sırf para biriktirip memlekette bir arsa bir traktör alma gayretinde değiliz. Bu düşünce belki ilk gelenlerde böyleydi ancak yeni jenerasyon için bu durum böyle değil. Gayet düzenli bir hayatımız gayet farklı yaşamlarımız ve kendimizi geliştirme, kaynaşma, bir birine faydalı olma adına kurulan dernek yada kuruluşlarda faal olan, sosyal aktivitelerde bulunan, yaşadığımız ülkenin mümkün kıldığı çerçeve ve yasalarınca bir şeyler yapan, çalışma saatleri dışında da kendi toplumumuz içinde kimi zaman gerektiği kadar kimin zaman gerektiğinin dışında, bütçemizin el verdiği, kimi zamanda el vermemesine rağmen (kredi, avans, borç) harcama yapan bireyleriz. Sırf bir ay izin yapacağız diye buradaki yaşantısından, harcamalarından kısıtlama yapana denk gelmedim hiç.

Düzenli ve disiplinli bir hayatımız var

Akşam yattığımız saat, sabah kalkacağımız saatle orantılı olduğu için genellikle erken yatarız. Zira, sabah işe gitmek için 04:00-05:00 arası kalkacak birinin gece 02:00-03:00’lere kadar ayakta kalması mantıklı olmaz. Mesleği , işi ne olursa olsun, çalışan herkes en geç sabah 07:00’de işte olur yurt dışında. Saat 10:00’da iş yeri açan esnafa rastlayamazsınız, zira saat 12:00’de öğlen yemeği yenir burda.  Günde en az 8 (haftada 40) saat çalışmak şarttır (istisnanalar hariç). Haftada beş, kimi zaman (çoğu zaman) 6 gün çalışırız. Zira, ortalama kiranın 1000 Euro civarında olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, mesai kaçınılmaz olur. Heleki evde tek kişinin çalışıyor olması düşünülemez bile. İllaki karı koca çalışılır. Ya anne vardır evde, yada baba. Birinden biri mutlaka iştedir. Ama yinede ayın sonu zor gelir kimi zaman. Har vurup harman savrulmaz, alışveriş için genelde uygun alışveriş marketleri tercih edilir. Kalite ve marka tutkumuz olamaz, zira ayın sonu gelmez yoksa. 4-5 kişilik bir hanenin haftalık kumanya parası 150-200 civarında olduğunu hesaba katarsak, dışarda yemek yeme lüksümüz bir, maksimum iki kere ile kısıtlıdır. Disiplin ve devamlılık olmazsa olmazımızdır. Bugün hava güzel, yada bugün canım çalışmak istemiyor gibi durumlar mazeretten sayılmaz.

Sağlık sistemi ve bakım

Acil servisi ancak bir trafik kazası (Allah korusun) yada neredeyse ölümcül akut bir durumda görürüz. Türkiye’deki gibi 24 saat hizmet veren hastanelerin acil servislerini baş ağrısı için işgal etmeyiz. Ev doktoru tabiri vardır bizde. Yönlendiricidir çoğu zaman. Soğuk algınlığı için hastaneleri işgal etmeyiz burda. Hele hele, bir hastanın yanında 10-15 kişi olmaz. Boş yere hastaneleri doldurmayız, zaten müsade de edilmez. Ancak olurda, hastanede yatmak yada ameliyat olmak zorunda kalırsak, bilirizki emin ellerdeyiz. Doktorun iyisine tedavi olmak için özel hastaneye gitmemiz gerekmez. Her hastanenin kapasitesine göre uzman doktoru vardır. Gerçi özel doktor olayı burda da var. Ancak bu doktorun iyiliğinden değil, bekleme süresini en aza düşürmek için tercih edilir (hastalığın aciliyetine göre). Refakatçi diye kelime buranın lügatında yok. Zira her hastanenin hemşiresi, bakıcısı mevcuttur. Burda kimse bana yapılacak bir kan tahlili için eczaneneden tüp almam gerektiğini yada alınan kanımı laboratuvara götürmemi söylemez. Gerçi burda da bazı hasta bakıcıları ukalalık yapar, yada sürat asar, bazan yabancı olduğumuz için farklı tavırlarda bulunur, ama maaşını bizim verdiğimiz vergilerden aldığı için işini yine yapar. Biz burda doktorlara bağırmayız, bilirizki elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordur. Saygı vardır her şeyden önce bir birine ve yapılan işe.

Trafik ve kurallar

Her şeyden önce insanlar bir birine saygı duyar ve insan hayatına değer verilir bizde. Örneğin, yaya yolunda iki- üç yaşındaki bir çocuk elini havaya kaldırdıysa trafik tamamen durur ve yol hakkı o küçüğündür. Trafiğin sıkıştığını gören bir bireyi, yol hakkı kendinde olmasına rağmen trafiği rahatlatma adına durup diğer araçlara yol verdiğini görebilirsiniz burda. Aracı büyük olan, küçük araçlıyı sıkıştırmaz. Kavşağa ilk girme adına aracın kafasını yola sokana denk gelemezsiniz. Döner kavşakta, her zaman yol hakkı kavşak içersindekinindir. Bunu ehliyet yapan herkes bilir burda. Ekstra kavşak içersine tabela asmak gerekmez. Otobanda sol şerit hastalığı yoktur burda. Sol şeridin sollama şeridi olduğunu erken yaşta öğretirler bize. Bu nedenle sağdan sollama kavramını bilmeyiz. Kırmızı ışıkta dururuz örneğin. Kırmızı, kırmızıdır her zaman. Trafik olsun yada olmasın. Bir yayaya yol vermek için aracımızı durdurduğumuzda, suratımıza aval aval bakmazlar. Bilinirki bu bir nezaket davranışıdır. Bir birine saygı anlayışıdır.

Bu minvalde, Avrupa’nın Türkiye’yi kıskanması mümkünmü? Yollarımız, hastanelerimiz, iş yerlerimiz, sihalarımız, tanklarımız olabilir, ama bir birimize saygımız yok maalesef. Şimdi tutup, alım gücü kıyaslaması yapıp, senin o maaşınla benim buradaki aynımı diyen kardeşim, bilmelisinki Türkiye’deki çalışma sistemiyle çalışıp, Avrupa’daki gibi yaşama hayalin hayalden öteye gitmeyecektir.


Sevgi ve Dua ile

Gürkan Altmışdört