altmisdortmakbule10 @ gmail.com

Son zamanlarda bir yılı bile dolmadan sona eren genç evlilikleri daha sık duyuyoruz.

Elbette kimsenin dört duvar arasında ne yaşadığını bilemeyiz. Bir evliliğe dışarıdan bakarak hüküm vermek de doğru olmaz. Fakat ayrılık sebepleri paylaşıldığında çoğu zaman benzer cümlelerle karşılaşıyoruz:

“Anlaşamıyoruz.”
“Düşüncelerimiz farklı.”
“Yeterince ilgi görmüyorum.”
“Birlikte çok az zaman geçiriyoruz.”

İşte o zaman ister istemez düşünüyorum: Neden bazen daha yeterince çabalamadan boşanmayı ilk seçenek olarak görüyoruz?

Burada çok net bir çizgi çekmek istiyorum. Şiddetin olduğu bir evlilikte kimseye “sabret” denilemez. İhanet de benim açımdan tartışmaya kapalı bir konudur. Benim sözünü ettiğim; konuşarak, birbirini anlamaya çalışarak veya gerektiğinde profesyonel destek alarak çözülme ihtimali olan sorunlar.

Evlilik, iki farklı insanın aynı hayatın içinde birbirini anlamayı öğrenmesidir. Bu da her zaman kolay olmuyor. Bazen aynı konu defalarca konuşuluyor, bazen kırgınlıklar yaşanıyor, bazen de birbirimizi anlamamız zaman alıyor.

Ama birbirimizi değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya başladığımızda, konuşmaktan vazgeçmediğimizde ve iki taraf da gerçekten çabaladığında bazı şeyler zamanla güzelleşebiliyor.

Belki de evliliğin en zor ama en kıymetli tarafı bu: Her şeyin başından beri mükemmel olması değil, iki insanın zamanla birbirine doğru yol alabilmesi.

Bir de sosyal medya var… Mutlu kareler, çiçekler, sürprizler, kusursuz görünen hayatlar… Oysa hiçbir evlilik dışarıdan göründüğü kadar kusursuz değildir. Her yuvada fikir ayrılıkları, kırgınlıklar ve zor günler olabilir. Önemli olan hiç tartışmamak değil; tartıştıktan sonra birbirimize nasıl dönebildiğimizdir.

Büyüklerimizin 30-40 yılı aşan evliliklerini düşündüğümüzde, onların da anlaşamadıkları, yoruldukları, birbirlerine kırıldıkları zamanlar mutlaka olmuştur. Elbette geçmişte uzun sürmüş her evlilik mutlu değildi. Sırf “yuva bozulmasın” diye yıllarca katlanılmaması gereken şeylere katlanan insanlar da vardı. Bunu da görmezden gelemeyiz.

Ama geçmişten alabileceğimiz güzel bir şey varsa, o da bir yuva için emek vermenin kıymetidir.

Çünkü sevgi tek başına yetmiyor. Saygı, merhamet, vicdan, sabır ve anlayış da gerekiyor. Bazen özür dilemeyi, bazen dinlemeyi, bazen de haklı çıkmaktan çok birbirimizi anlamayı seçmek gerekiyor.

Genç çiftlere naçizane tavsiyem; şiddetin, ihanetin olmadığı ve hâlâ sevgiyle saygının bulunduğu bir evlilikte, ayrılık kararını vermeden önce birbirinize biraz daha zaman tanıyın. Konuşun, dinleyin, gerekiyorsa destek alın. Birbirinizi değiştirmeye değil, anlamaya çalışın.

Çünkü bazen bugün aşılmaz sandığınız bir sorun, yarın dönüp baktığınızda birlikte aştığınız bir dönüm noktası olabilir.

Ama bütün bunlara rağmen yollar ayrılıyorsa, ayrılığı da hayatın sonu olarak görmemek gerekir.

Evlenmeyi istemek ne kadar doğal bir kararsa, yürümeyen bir evliliği bitirmeye karar vermek de bir o kadar insani ve normaldir. Bazen insan elinden geleni yapar ama yine de olmaz.

Ve yeniden başlamak imkânsız değildir.

Belki de yeniden başlamak, yıllarca mutsuzluğun, hüznün ve gözyaşının içinde yaşamaktan çok daha doğru bir seçimdir.

Evlilik için emek vermekten vazgeçmeyin; ama kendinizden vazgeçecek kadar da bir evliliğe tutunmayın.

Çünkü bazen sevgi kalmayı, bazen de gitmeyi bilmektir.

 

Dua ile,

Makbule Yarar (Altmışdört)