Avusturya’da 14 yaş altındaki kız öğrencileri kapsayan başörtüsü yasağı tartışılmaya devam ederken, bu kez gündemde yalnızca yasağın kendisi değil, Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer’in kullandığı dil ve üslup var.

Viyanalı influencer Erik Seidl, sosyal medyada “Satansbratan” adıyla yayımladığı videoda başörtüsü yasağını eleştirdi. Seidl, kız öğrencilerin göbeği açık kıyafet veya mini etekle okula gelebilirken başörtüsünün neden yasaklandığını sorguladı.

Ayrıca başörtüsünün bazı kızlar tarafından dini inançlarının bir parçası olarak tercih edildiğini savunan Seidl, kızların erkeklerin bakışlarından ve sözlü tacizlerinden korunması konusunda da başörtüsünü gündeme getirdi.

Bauer’in asıl sert tepki gösterdiği nokta da bu oldu.

“Oida, ich hab das echt so satt!”

Bauer, Seidl’in videosuna verdiği yanıta oldukça sert bir cümleyle başladı:

“Oida, ich hab das echt so satt!” (Ya, artık gerçekten bıktım!)

Bakan, başörtüsünün kızları erkeklerin bakışlarından koruyabileceği yönündeki düşünceyi de “ekelhaft” (iğrenç) olarak nitelendirdi.

Bauer açıklamasında şu soruyu yöneltti:

“Ein Mädchen soll sich mit einem Stück Stoff schützen? Wovor denn genau? Und was soll denn bitte ein Stück Stoff helfen?”
(Bir kız çocuğu kendisini bir parça kumaşla mı koruyacak? Tam olarak neden? Bir parça kumaş ne işe yarayacak?)

Bakan ayrıca kız çocuklarının “geiernden Blicken der Männer” (erkeklerin rahatsız edici, adeta akbaba gibi bakışlarından) korunmak için örtünmek zorunda olmadığını savundu.

Eleştirilen görüşten çok kullanılan dil

Bir bakanın başörtüsü yasağını savunması veya bir sosyal medya fenomeninin görüşlerini yanlış bulması demokratik tartışmanın doğal bir parçasıdır.

Ancak burada ayrıca tartışılması gereken nokta, Entegrasyon Bakanlığı makamından kullanılan dilin tonu.

Çünkü Claudia Bauer sıradan bir sosyal medya kullanıcısı değil. Görevi itibarıyla farklı kökenlerden, kültürlerden ve inançlardan insanların birlikte yaşamasına ilişkin politikaların merkezindeki isimlerden biri.

Dolayısıyla “ich hab das echt so satt” (artık gerçekten bıktım) ve “ekelhaft” (iğrenç) gibi ifadeler yalnızca karşısındaki influencera yönelik bir tepki olarak algılanmayabilir.

Özellikle başörtüsü gibi toplumda zaten son derece hassas olan bir konuda bu tür ifadeler, bazı Müslümanlar ve başörtülü kadınlar tarafından kendilerine veya inançlarına yönelik bir dışlama dili olarak da algılanabilir.

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bauer’in açıklamalarından hareketle onun Müslümanlara karşı “kin” veya “nefret” taşıdığını kesin bir olgu olarak ileri sürmek mümkün değil. Ancak kullanılan üslubun sert, kutuplaştırıcı veya dışlayıcı algılanıp algılanmadığı elbette eleştirilebilir ve tartışılabilir.

Entegrasyonun dili “bıktım” olabilir mi?

Tam da burada temel bir soru ortaya çıkıyor:

Entegrasyondan sorumlu bir bakan, toplumun bir bölümünü doğrudan ilgilendiren böylesine hassas bir konuda hangi dili kullanmalı?

Siyasi kararlılık ile sert üslup aynı şey değildir.

Bir bakan başörtüsü yasağını kararlılıkla savunabilir. Zorla örtünmeye karşı çıkabilir. Kız çocuklarının özgürlüğünü savunabilir. Erkeklerin kadınları rahatsız etmesine karşı son derece net bir tavır da ortaya koyabilir.

Fakat bunların hiçbiri, karşı görüşe öfkeyle yaklaşmayı zorunlu kılmaz.

Tam tersine entegrasyon politikalarının merkezinde diyalog, karşılıklı saygı ve farklı görüşlerle konuşabilme becerisi bulunması beklenir.

“Kendi kararını verebilen kızlar” tartışması

Bauer kendi yaklaşımını “selbstbestimmt aufwachsen” (kendi kararlarını verebilen bireyler olarak büyümek) düşüncesi üzerinden savunuyor.

Bakanın açıklamasına göre kız çocuklarına, erkeklerin bakışlarından korunabilmeleri için örtünmeleri gerektiğinin söylenmediği bir toplum hedefleniyor.

Bu yaklaşımın karşısında ise başka bir soru duruyor:

Bir kız çocuğunu başörtüsü takmaya zorlamak kabul edilemezse, kendi isteğiyle başörtüsü takmak isteyen bir kızın bunu yapmasının devlet tarafından yasaklanması “kendi kararını verebilme” ilkesiyle nasıl bağdaştırılacak?

Başörtüsü tartışmasının düğümlendiği noktalardan biri de tam olarak burada.

Bakanların sözleri daha ağırdır

Siyasette kullanılan kelimeler önemlidir. Ancak bir entegrasyon bakanının kelimeleri daha da fazla ağırlık taşır.

Çünkü söylediği söz yalnızca siyasi rakibine veya bir influencera ulaşmaz. Bu ülkede yaşayan Müslüman ailelere, başörtülü kadınlara ve kendisini Avusturya toplumunun bir parçası olarak gören gençlere de ulaşır.

Bu nedenle mesele Bauer’in başörtüsü yasağını savunup savunmamasından daha geniştir.

Asıl mesele, toplumun farklı kesimleri arasında köprü kurması beklenen bir makamın tartışmayı hangi dille yürüttüğüdür.

Entegrasyon, yalnızca kurallar koymakla gerçekleşmez. İnsanlara ait olduklarını hissettirecek bir siyasi dil de gerektirir.

Ve tam da bu nedenle sorulması gereken soru şudur:

“Oida, ich hab das echt so satt!” (Ya, artık gerçekten bıktım!) sözü, entegrasyondan sorumlu bir bakanın toplumsal bir tartışmaya başlaması gereken cümle midir?

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.