muammer.kelesoglu @ yahoo.com

Değerli dostlar. Hep merak etmişimdir. Plevne marşında Tuna nehri acaba neden -akmam- diyor? Bildiğiniz gibi, Tuna nehri (Donau) Almanya'nın güneyindeki Karaormanlar (Schwarzwald) bölgesindeki Donaueschingen'den doğar ve Brigach ve Breg nehirlerinin birleşmesiyle meydana gelir. Almanya, Avusturya, Macaristan, Slovakya, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Moldavya'dan kıvrıla kıvrıla geçerek Ukrayna'da Karadeniz'e dökülür. Uzunluğu ortalama olarak 2.840 km.'dir. Adını Roma Nehir Tanrısı Danube ya da Danuibus'dan alır. Tuna Nehri kimi zaman coşkun sularıyla doğuya doğru akarken taşarak etrafını yıkar, kimi zaman ise sakin sakin akar ve etrafına huzur verir. Biz de Tuna nehri denilince aklımıza hep Viyana şehri gelir, Oysa ki Tuna nehri Viyana, Bratislava, Budapeşte ve Belgrad gibi başkentlere ve daha onlarca şehre can verir. Üzerinde gemiler çalışır, eğlenceler düzenlenir, ülkeler arası geziler yapılır, ticaret yolu olarak da kulllanılır.

Tuna nehri; tarihe, siyasete, edebiyata, sanata, müziğe, savaşlara, acılara ve sevinçlere sahne olmuş, dünyada ender nehirlerden birisidir. Tuna, kolay kolay geçit vermez, zaten tarihte Tuna nehrini geçen de savaşı kazanmıştır. Romalılar da, Persler de, Osmanlılar da Tuna'yı geçememiş, hep geri dönmüştür. Eskiden Tuna'nın öbür tarafı denildiğinde Avrupa, beri tarafı denildiğinde ise Osmanlı tarafı anlaşılırdı. Gittim ve gördüm, Tuna nehri Viyana'dan geçerken her yıl etrafına taştığından dolayı hem sağına, hem de soluna geniş kanallar yapılmıştır. Kanal yapılırken çıkan topraklardan ise Tuna'nın içerisine bir ada (Donauinsel) yapılarak üzerinde her yıl festivaller ve eğlenceler yapılmaktadır.

Şimdi esas konuma kısaca dönmek istiyorum: Plevne marşını yani ''Tuna nehri akmam diyor'' marşını hemen hemen bilmeyen yoktur. Tuna nehrini ve etrafını inceleme fırsatım oldu. Aslında Tuna nehri hala gümbür gümbür akıyor. Bu arada Plevne marşı aklıma geldi. Peki Tuna nehri acaba neden -akmam- diyor, onu düşündüm. Aslında Tuna nehri ile Plevne Marşı ve bu marşın içerisindeki kahraman Gazi Osman Paşa aklıma geldi. Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın asıl adı, Osman Nuri'dir. 01.01.1832 tarihinde Tokat şehrinde doğmuş, 05.04.1900 tarihinde İstanbul'da (68 yaşında) ölmüştür. Türbesi İstanbul'daki Fatih Camisindedir. Askeri Rüştiye, Kuleli Askeri İdadisi, Kara Harp Okulu ve Harp Akademisinde okumuştur.

Çok başarılı bir asker olduğundan cepheden cepheye gönderilmiştir. Rusların 1877 yılında Osmanlılara karşı savaş açması ve Kırım savaşı çıkması üzerine bu kez Tuna cephesine gönderilir. En büyük başarısı 1877- 1878 yılları arasındaki Osmanlı- Rus savaşındaki Plevne savunması olur. Plevne, Bulgaristan'da bir şehirdir. Osman Paşa Plevne'ye ulaştığı gün 8.Temmuz'da Ruslar tarafından yapılan bir taarruza karşı gelmiş ve 1.Plevne Zaferini kazanmıştır. Bu savunmada Ruslar 3.000 kayıp verirken, Osmanlı 1.000 şehit vermiştir. Birinci saldırıda kaybetmeyi hazmedemeyen Ruslar 17 Temmuz günü tekrar 2.kez saldırıya geçtiler. Fakat bu saldırıda da Ruslar 7.300 ölü, Osmanlı 2.200 şehit vermiştir.. Bu arada Osman Paşa İstanbul'a, saraya haber göndermiş, saldırıların devam ettiğini, Şıpka'da bulunan Süleyman paşa ve Tırnova'da bulunan Mehmet Ali Paşa'nın yardıma gelmesini istemiş ama İstanbul'dan yani Padişahtan gelen kesin emirle Plevne'nin savunulmasına devam etmesi istenmişir.

Osman Paşayı yenemeyeceklerini anlayan Ruslar, Romanya'dan yardım talebinde bulunur. Rus ve Romanya ordusu 26-29 Ağustos tarihleri arasında üçüncü defa saldırıya geçerler. (Yeşil Tepe Savaşı). Bu defa kesin olarak kazanacaklarına inanırlar. Fakat Osman Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusu bütün saldırıları püskürtmüş ve Plevne'yi müdafaa etmeyi üçüncü kez de başarmıştır. Rus ve Romenler tekrar ağır kayıplar vererek geri çekilmeye başlarlar. Rus ve Romenler'in bu kez kaybı 22.000, Osmanlının yaralı ve şehitleri ise 4.000 civarındaydı. Sultan II. Abdülhamit halen Plevne'yi kaybetmek istemiyor, Osman Paşa'nın kesin olarak başaracağına inanıyor, ona güveniyor ve onun Plevne'de kalmasını ısrarla istiyordu. Ruslar ve Romenler 7 Eylül'de tekrar saldırıya geçtiler. Ancak Kayalı Dere mevkiinde 20.000 kayıp vererek geri çekildiler. Padişah II.Abdülhamit bundan dolayı Osman paşa'ya ''GAZİ'' ünvanı vermiştir.

Artık Ruslar ve Romenler Gazi Osman Paşa'yı bu şekilde yenemeyeceklerini anlamışlar, başka bir çözüm yolu aramaya girişmişlerdi. Ruslar Osman Paşaya devamlı olarak haber gönderiyor ve teslim olmasını istiyorlardı. Ancak Osman Paşa teslim olmuyordu. En iyi çözümün Osman Paşa'ya ve Osmanlı askerlerine İstanbul'dan gelen her türlü silah, mühimmat, erzak ve ilaç gibi maddelerin geldiği yolu, yani Sofya- Vidin yolunu kesmeyi denerler. Ve bunda da başarılı oldular. Bu arada 13 Eylül-10 Aralık 1877 tarihinde dördüncü kez saldırıya geçtiler. Düşman bu defa hem daha fazla askerle saldırıya geçmiş ve hem de Osmanlı ordusuna gelecek olan yardım yollarını tutmuştu.

Osman Paşa'ya yardıma gelmek üzere yola çıkan Süleyman Paşa ise Ziştovi civarında yenilgiye uğrayınca artık Osman Paşa için yapılacak iki şey kalmıştır. Ya bu kadar savunduğu Plevne'yi .kaybedecek ve teslim olacaktı, ya da düşmanı yararak dışarı çıkacaktı. (Huruç harekatı). 30 Kasım gecesi diğer komutanları ile görüşerek ikincisini yaptı; düşmanı yararak çıkmayı denedi ama başarılı olamadı. Atının üzerinde iken atına ve sol bacağına gelen bir şarapnel parçası ile yaralandı. Yarası tedavi edilirken O'nun yaralandığını gören Osmanlı askerlerinde bir dağılma belirtisi görüldü. Çünkü hem kış gelmiş, kar yağıyor, soğuk var, mühimmat kalmamış, hem de yiyecek stokları bitmişti. Osman paşa bulunduğu yere bir beyaz bayrak çekmek zorunda kaldı. Tam 145 gün savunduğu Plevne'yi artık savunacak hali kalmamıştı. Osman Paşa'yı teslim almaya geldiler, ama O kılıcını o tarihte halen Osmanlı'ya bağlı olan ve Ruslarla işbirliği yapan Romen Prens Korel'e değil, Rus ordusu komutanı Totleben'e teslim etti ve Pelevne savaşı 10 Aralık 1877 tarihinde sona erdi.

Gazi Osman Paşa Hem Rus Çarı, hem Rus komutanları ve hem de dünya askeri makamları tarafından Plevne Savunması sırasında gösterdiği başarılar nedeniyle dünyada büyük bir takdir topladı. Çünkü bütün dünya bu savunmayı ve Gazi Osman Paşa'yı konuşuyordu. Rus Çarı tarafından bile kendisine Çifte Kartal nişanı verildi. Bir süre Rusya ve Romanya'da esir hayatı yaşadı. Savaşı kaybetmesine ve esir düşmesine rağmen gösterdiği başarı ve kahramanlıklar nedeniyle II Abdülhamid tarafından 21 Eylül 1878 yılında Müşir rütbesine terfi ettirildi. Padişah II. Sultan Abdülhamit kendisini çok severdi. Esaretten kurtulması için bizzat ilgilendi. Esaretten geri döndüğünde saray da kalmaya devam etti, Sultan bir yere giderken atlı arabasına Gazi Osman Paşayı da ya yanına alır, ya da karşısına oturturdu. Vefat ettiğinde (05 Nisan 1900) Türbesi onu çok seven ve sayan Padişah II Abdülhamit tarafından yaptırılmış ve İstanbul'daki Fatih Camiisi avlusuna gömülmüştür. Gazi Osman Paşa Atatürk'ün de çok sevdiği, örnek aldığı, cesur ve kahraman bir askerdir.

Gazi Osman Paşa ile ilgili bir anı:

Hattat el-Hac Mehmet Nuri Efendi (1868-1951) Gazi Osman Paşa ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatır. ''Bir sabah Gazi Osman Paşa'nın hanımı sizi istiyor'' dediler. Paşa sarayda yatsı namazını kıldıktan sonra konağa dönmüş ve vefat etmiş. Hemen gittim. Hanımefendi, Paşa, merhum Hacı Bey'in yazılarını çok severdi. Paşa'nın takımından bir kalem alsın, gasilden sonra alnına besmele-i şerif, göğsüne de şu ayet-i yazsın. diyerek bir ayet-i kerime vermiş (Al-i imran/18). Gözlerimden yaşlar dökülerek, ellerim titreyerek yazdım. Öylece kefenlendi....

Gazi Osman Paşa ve Plevne savaşı/savunması ile ilgili olarak bir çok kitap yazıldı. Bir çok büyük devlet adamı ve komutanlar onun hakkında ona duyduğu hayranlıkla güzel düşüncelerini söyledi. Plevne müdafaası mağlubiyetle sonuçlanmasına rağmen tarihteki bir çok zaferden daha fazla unutulmaz methiyeler almıştır. Gazi Osman Paşa hem Padişah'tan, hem de dünya liderlerinden çok büyük övgüler almasına rağmen tevazu ve vakarından hiç bir zaman taviz vermemiştir. Komutasındaki askerlerine her zaman '' Evlatlarım, bizim vazifemiz adil ve yardımcı olan Cenab-ı Hakk'a şükür etmektir. Düşmanımızı mağlup eden kuvvet, Allah'ın adalet kılıcıdır'' sözleri ile hitap ederdi.

Hep merak ettiğim ve çocukluğumuzdan beri okuduğumuz, Plevne marşında ''Tuna nehri akmam diyor'' ama neden '-akmam- diyor,.?onu düşündüm. Benim düşünceme göre; Tuna nehri bile Gazi Osman Paşa'nın Plevne'yi savunması sırasında göstermiş olduğu kahramanlık, üstün başarı, ağır başlı, cesur, onurlu ve dik duruşu nedeniyle hayranlığını dile getirmektedir. Yani; ''Ben sana hayranım, senin gösterdiğin kahramanlığın, disiplinin, sorumluluğun, cesaretin ve fedakarlığın karşısında bak akmıyorum, etrafımı yıkmıyorum, Sen; Şanı büyük Osman Paşa'sın, bütün imkansızlıklara ve sıkıntılara rağmen sen hala Plevne'den çıkmam diyorsun. // Bak senin gölgende yaşayan, kardeş bildiğimiz Romenler bile Ruslarla bir olmuş, seni vuruyor. Olur mu böyle, olur mu, Hiç evlat babasını vurur mu.? Onların yaptığı bir hainliktir, ama bu dünya size de kalmayacaktır.// Düşmanlar Tuna'yı atladı, geçti, Karakolları yokladı, vurdu geçti. Senin kolunda 5 bin top birden patladı.// Kılıcımı vurdum taşa, taş yarıldı baştan başa, Askerinle binler yaşa, Namı büyük Osman Paşa '' diyerek Gazi Osman Paşa'nın bu savunma sırasında gösterdiği kahramanlığı övmekte, ona olan hayranlığını ve sevgisini dile getirmektedir. İşte.! bu nedenle Tuna nehri ''Akmam'' diyor. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Değerli Dostlar, biliyorum yazım biraz uzun oldu ama ancak bu kadar kısaltabildim. Sevgi ve saygılarımla.

Viyana.24.10.2025.mk.