Değerli dostlar. Özellikle Yeni Nesil kardeşlerimizin okuması için bilgilerine sunduğum yazılarıma devam ediyorum. Ancak; bu arada öncelikle önemli bir haberi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Son yazımda İngiltere'de ortaya çıkan gizli bir belgeye göre, Almanya'nın eski Başbakanı Helmut Kohl ile İngiltere'nin eski başbakanı Margaret Thatcher'in 1982 yılında aralarında gizli bir anlaşma yaptıkları, ülkelerindeki Yabancıların (özellikle Türklerin) yarı yarıya azaltılması konusunda anlaştıkları ve bu tarihten sonra ise başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkelerinde gizli bir el tarafından yabancı düşmanlığının körüklendiği, duvarlara ''Türken Raus/Türkler dışarıya'' yazılarının yazıldığını, cami ve derneklerin kundaklandığını, Türklerin oturduğu binaların ateşe verildiğini, insanların diri diri yakıldığını, dönercilerin öldürüldüğünü vs.vs. yazmıştım.
Daha bu yazımın mürekkebi bile kurumadan bir gün sonra, yani geçen hafta Almanya'da her geçen gün oylarını arttıran ve bir araştırma şirketi INSA'nın yaptığı son anketlere göre oylarını %29' a kadar çıkarttığı görülen, Almanya'da ilk sıraya yerleşen AfD (Almanya için Alternatif Partisi)'nin Thüringen Eyalet lideri Björn Höcke'nin ülkede yaşayan Türkleri hedef alarak, aynı eski başbakan Helmut Kohl'un daha önce dediği gibi: ''Ülkede uzun yıllardır yaşayan Türklerin kültürel anlamda uyumlu olmadıklarını ve Almanya'da yaşayan Türklerin sayısının önemli bir ölçüde azaltılması gerektiği, ''Türkler ülkesine dönsün'' demesi, ülkeye bomba gibi düştü! Yani bu Sağ Popülist ve Milli Muhafazakar parti (AfD) şayet iktidara gelirse önümüzdeki yıllarda yabancıların nelerle karşılacağı bugünden belli olmaya, ülkedeki yabancıları tedirgin etmeye ve şimdiden endişelendirmeye başlamıştır. Unutmayalım ki ırkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine ekonominin kötü gittiği ülkelerde veya ülkenin kötü yönetildiği durumlarda ortaya çıkan ve siyasiler tarafından sistematik olarak ortaya çıkartılan psikolojik bir hastalıktır.
Gurbetçiler Almanya'da ''Yabancı/Auslaender'', Türkiye'de ise ''Almancı'' denilerek son günlerde nankör ve vefasız insanlar tarafından sistematik bir şekilde hedef olarak alınmıştır. Yıllarca gurbette ömrünü feda eden 1.nesil vatandaşlarımızın hem Avrupa ülkelerini yeniden inşa ettikleri ve ucuz işgücü ile kalkındırdıkları, hem de Türkiye'ye yaptıkları ekonomik katkılar unutulmuş ve gurbetçiler iki ateş arasında bırakılmıştır. Her seferinde bavulu ve pasaportu hazır duran ve vatan hasreti kokan, bir ayağı Avrupa'da ama aklı ve düşüncesi her zaman vatanında, köyünde olan gurbetçi, ülkesinin iyi gününde de, kötü gününde de her zaman yanında olmuştur. Gurbetçilerin arasında sadece ekonomik konular konuşulmaz, çeşitli sosyal olaylar da yaşanırdı. Biraz da onlardan bahsetmek istiyorum. Örneğin; eskiden teknolojinin gelişmemiş olduğu yıllarda memleketdekilere mektuplar yazılır, gelen mektuplar okuma bilen birisine okutulur, mektup yazamayanlar ise annesine, babasına, eşine ve çocuklarına dinlesinler diye kendi seslerinden teyp kasetlerine şarkılar, türküler ve sohbet konuşmaları doldurup postayla gönderilir ve karşılığı beklenirdi.
Gurbetçilerin bazıları meslekleriyle ya da taşıdıkları lakapları ile tanınırdı. Hatırladıklarımdan bazıları; Mercedes Mustafa, Horoz Hayri, Ford Ali, Antepli Bekir, Adanalı Ramazan, Demirci Recep, Terzi İsmet, Kasap Osman vs.vs.! 1960-1970' li yıllarda okuma-yazma bilmeyenler için Türkçe kurslar açılır ve bitirenlere belgeleri verilirdi. Türkiye'ye senelik izne gidemeyenler, gidenler vasıtasıyla yakınlarına hediye gönderir ve Türkiye'den gönderilenleri alırdı. Türk çocukları yabancı takımlara heveslenmesin diye Türk takımlarının formaları getirtilir, kendi aralarında maçlar yaptırtılır, futbolcu seçmeleri yapılır ve seçilenleri Türkiye'deki futbol takımlarına gönderilirdi. Türkiye'den Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ve diğer takımları davet eder, bölgemizin takımları ile maçlar yaptırılırdı.
Gurbetçiler genellikle fabrikalara ait büyük konutlarda (Heim) oturur, işi bilen bir berber ve kuaför tarafından traşını olur, et ihtiyacını karşılamak için 6-7 kişi ortaklaşa olarak büyükbaş hayvanını kestirir, paylaşır, hatta o yıllarda Türk Marketleri olmadığından dolayı minibüsünü markete çevirenler köy köy dolaşır, köylerde oturanlar peynir, zeytin, sucuk, şarkı, türkü kasetlerini, sebze ve meyvalarını alır ve ihtiyaçlarını da karşılardı. Türkiye'nin turizm broşürleri biriktirilir, turistik yerlerimizin posterleri oda ve dernek duvarlarına asılırdı. Türkler kendi aralarında düğünlerini de yapar, tanısın,tanımasın herkes hediyesini alır ve düğüne giderdi. Bu düğünlerde de amatör Türk sanatçıların okuduğu Türkçe müzik dinleyerek vatan hasreti giderilirdi. Araba motor ve tamirinden anlayanlar ustalığını gösterir ve gurbetçiler kendi arabalarını kendileri tamir ederdi.
Türkiye'den gelen birinci neslin tamamı sağlık kontrolünden geçtiği gibi meslek sınavından da geçtiğinden ve ellerinden her şey geldiğinden dolayı buzdolayı, çamaşır makinası ve diğer elektrikli ev aletlerinin de tamirinden anlardı. Hatta elbiseleri tamir eden terzilerimiz ve masa, dolap, sandalye yapan marangozlarımız, oda boyama, sıva gibi inşaat işinden anlayan ustalarımız bile vardı. Herkes birbirinin yardımına koşardı. Bazıları ise bahçesine mevsimine göre sebzelerini eker ve hatta komşularına bile dağıtırdı. O yıllarda navigasyon ve cep telefonu olmadığından ve güvenlik açısından her yıl senelik izinlerde toplu olarak yola çıkılır, park yerlerinde buluşulur, devam ediilirdi. Ailesine kavuşmak için mutlu bir şekilde memleketine gidenlerin, bir daha ki tatiline kadar hasretle gün saymak üzere yaşadıkları ülkeye tekrar dönüş yapılırdı. Bu arada bazıları eş ve çocuklarını da yanlarına getirmek için uğraşılırdı. Böylece, insanlar tek başlarına çalışmak için geldikleri ülkeye aile bireylerini getirerek, yaşadıkları yerlerde uyum ve huzur içerisinde yaşamaya başlamışlardı.
(6.Bölüm devam edecek)
Sevgi ve saygılarımla.
Viyana. 15.06.2026. mk.


