muammer.kelesoglu @ yahoo.com

Değerli dostlar. Kim derdi ki birkaç yıllığına çalışmak üzere Avrupa ülkelerine gelen, bazılarının eşini ve çocuğunu bile köyünde, kasabasında, baba ocağına veya akrabalarına emanet ederek gurbete çıkan, Anadolunun saf ve temiz insanlarının yıllar geçtikçe kendi memleketine senede bir defa ve en fazla bir aylığına gidip, gurbete geri döneceğini? Kim derdi ki 65 yıl geçtiği halde Avrupa'yı bırakıp memleketine geri dönemeyeceğini? Kim derdi ki gurbetçilerin Avrupa'da yeni hayatlar kuracağını, çoluk, çocuk ve torun sahibi olacağını? Kim derdi ki Avrupa'ya kök salacaklarını ve ana vatanlarını sadece misafir olarak ziyaret edeceklerini? Almanya'nın eski başbakanı Angela Merkel'in dediği gibi ''biz de yanıldık, onlar da yanıldı, hiç kimse geri dönmüyor!''

Önceleri yüzbinlerle anılan gurbetçi sayısı bugün Almanya'da 3,5 milyon, dünya genelinde ise 7,5 milyonun üzerinde olduğu biliniyor. Türkler yıllar geçtikçe yerleşiyor, ama o yıllarda krize giren ekonomileri nedeniyle Avrupa'daki devlet başkanları artık önlem almayı düşünüyordu. Keza geçenlerde medyaya yansıyan haberlere göre İngiliz gizli arşivlerinde Almanya'nın eski başbakanı Helmut Kohl ile İngiltere başbakanı Margaret Thatcher'ın 1982 yılında biraraya geldikleri ve ''Yugoslavlar, İtalyanlar, Yunanlılar, Postekizler hatta uzak doğudan gelen insanlar bile ülkemize uyum sağlıyorlar ama Türkler uyum sağlayamıyor. Ayrıca Türkler gittikçe çoğalıyor, buna acilen bir önlem almalıyız, Türklerin sayısını yarı yarıya azaltmamız lazım'' dedikleri ve gizli bir anlaşma imzaladıkları belgelerle ortaya çıkıyordu! (Bunu söyleyen eski Almanya Başbakanı Helmut Kohl'un oğlu bir Türk bayanla evlendi ve Leyla adında bir torunu oldu).

Diğer yandan ise bundan etkilenen Avrupa'daki bazı akademisyenler ise o yıllarda çözüm olarak; ''Türklere yaşadıkları yeri sevdirmeyin ve yerleşme imkanı vermeyin. Türkler yerlerinde durmayı sevmez, Orta Asya'dan çıktıklarından beri devamlı olarak hareket halindedirler. Türkler şayet bulundukları yeri severlerse orayı terk etmez, yurt edinirler ve hatta başkalarını bile getirirler, kendi geleneklerini sürdürürler. Yemeleri, içmeleri, ibadetleri ve gelenekleri bizden farklıdır, Türkler değişmez, ve bir de sizi yönetmeye kalkarlar. Günün birinde onlar yönetici, siz ise yönetilen olursunuz" sözleri dolanıyordu. Helmut Kohl ve Margarete Thatcher'in almış oldukları bu karardan sonra başta Almanya ve bazı Avrupa ülkeleri ilk olarak kesin dönüş yapmak isteyen gurbetçilere ''ödediği sigorta primleri ile birlikte kesin dönüş parası'' vermeye başladı. Fakat Türkiye'ye dönen hem çok az oldu, hem de dönüpteTürkiye'ye uyum sağlayamayıp Avrupa'ya geri dönenler bile oldu. Bu arada Türkiye de onlara ''dönmeyin, orada kalın'' diyordu. Avrupa'da doğum oranları azaldıkça, nüfus düştükçe ve yaş ortalaması yükseldikçe yabancı işçiye her zaman ihtiyaçları olacaktır.

Bütün bunlar olurken tesadüf müdür nedir 1983 yılından sonra Avrupa sokaklarında duvarlara ''Türken Raus/Türkler dışarıya'' yazıları yazılıyor, cami kapılarına kesilmiş domuz başları konuluyor, içerisine bira şişeleri atılıyor, ''Türk'' ile başlayan dernekler kurşunlanıyor ve yakılıyor, THY ve turizm büroları ateşe veriliyordu. Keza başta Almanya'nın Solingen şehri olmak üzere Avrupa'nın birçok şehirlerinde Türklerin oturduğu evler bir gece yarısı, sabaha karşı, herkes uykuda iken içerisindeki vatandaşlarımız çocuklarıyla birlikte diri diri yakılıyordu. Daha sonra ise 2000-2007 yılları arasında dönerci 8 vatandaşımız neonazi ırkçı bir örgüt tarafından sistematik bir şekilde öldürülüyor (ne yazık ki bunları yapan neonazi ırkçı örgütün içindekiler ve arkasındakiler açıklanmıyor ve gizli kalıyordu).

Avrupa'daki basında ve yerli halk arasında ''Yabancı/Auslaender'' deyince üstüne basa basa Türk, ''Müslüman'' deyince yine üstüne basa basa Türk algısı ve izlenimi yaratılıyordu. Sanki Avrupa'daki bütün yabancıları ve müslümanları Türkler temsil ediyordu!! Kötü olayların hepsi sanki bilinçli olarak Türklere mal ediliyordu.! Türklerin Avrupa'ya yerleşmemesi, gelişmemesi, ilerlememesi, yükselmemesi ve hatta geri dönmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Hatta çeşitli yollardan bir de işbirlikçileri bile çalıştırıyorlardı. Bazı ülkelerde Avrupa Birliği fonlarından alınan paralarla entegrasyon algısı yapılıyor, medyaya yansıyan haberlere göre Avrupa'daki Türk ve müslümanların giyim ve kuşamlarını değiştirmeleri, işyeri ve okullardaki teneffüslerde Türkçe konuşmamaları isteniyor (ama nedense İngilizce, Fransızca, İtalyanca konuşanlara karışılmıyordu), Türkiye'den gönderilen din görevlilerinin oturma izinlerinin iptal edilmesi ve ülkeyi terk etmesi, bundan böyle camilerde Almanca ibadet edilmesi, hocaların Almanca vaaz vermeleri isteniyordu, İş ve İşçi bulma kurumlarınca türbanlı bayanlara iş verilmiyor, müracaat edenler işe alınmıyor ve hatta çalışanlar bile işten çıkartılıyordu, okullarda ve yerli halkın evlerinde yabancı (Türk) çocuklarıyla konuşmamaları, arkadaşlık yapmamaları isteniyordu. Türkler yaptıkları faaliyetlere ve kermeslere yerli halkı da davet ediyor ama yerli derneklerden Türk derneklerine bir tane davetiye gelmiyordu vs.vs. Tek taraflı entegrasyon olmayacağı belliydi. Almanya başbakanı Merkel'in de dediği gibi ''Entegrasyonu bile başaramadık" deyip, işin içinden çıkılıyordu.

Oysa ki suni bir yabancı düşmanlığı yaratılarak 50 yıl boşa geçeceğine dostluklar kurulsaydı, yaşanan yangınların, cinayetlerin ve acıların yerine sevgi köprüleri ve iyi komşuluk ilişkileri kurulsaydı, ülkenin hatta Avrupa'nın tamamı hep birlikte mutlu olsaydı, çok mu zordu? Her kötü giden ekonominin sorumlusu olarak yabancıları (Türkleri) gösteren başarısız hükümetlerin, politikacıların ve halkın duygularını istismar eden ırkçı parti başkanlarının popülist sözleri ne yazık ki hala devam ediyor! Ama biliyor musunuz bu yabancı düşmanlığı yapan politikacıların çoğu ya rüşvetten, ya da skandallardan yargılanıyor ve görevlerinden uzaklaştırıyor!

İnsan değeri bilmeyen, insanı kullanıp bir limon gibi sıkıp atan, vefasız ve acımasız kapitalist sistem gerçek yüzünü göstermeye başlıyor, 1961 yılında İstanbul'daki Sirkeci tren istasyonundan çalışmak üzere davul zurnalarla yolcu edilen ve Almanya'nın Münih tren istasyonunda çiçeklerle karşılanan vatandaşlarımızın çoğu ne yazık ki artık eşini, çocuklarını ve torunlarını orada bırakıp, gözü açık ve arkada kalarak, uçağın altında tabutlarla cenazeleri geliyordu. İlişikteki linklerde; Vorarlberg eyaletinde yakından tanıdığımız Besteci, Sanatçı, Aranjör ve Eğitmen olan Murat Üstün'e ait ve gurbetçileri çok iyi anlatan eserlerini bulacaksınız. Doğu ve Batı müziği arasında da çalışmalar yapan Murat Üstün, eyalet sınırlarının çok ötesinde de büyük bir saygı görmektedir.

(5.Bölüm Devam edecek)

Sevgi ve saygılarımla.

Viyana. 15.06.2026. mk.