Değerli dostlar, 2025 yılını yolcu ederken 2026 yılının daha iyi, daha güzel ve daha huzurlu geçmesi için dileklerde bulunmuştuk. Ancak daha yeni yılın ilk günlerinde, dün sabah, Venezuela devlet başkanı Maduro'nun Amerikan istihbaratı tarafından kaçırıldığı haberi ile uyandık. Zaten son yıllarda Ukrayna-Rusya, İsrail-Filistin/Gazze ve İsrail/Amerika/İran savaşları ile geçen yılların üzücü olayları ve endişeleri üzerimizden gitmeden, bağımsız ve özgür bir ülke olan Venezuela devlet başkanının Amerikan ajanları tarafından kaçırılması önümüzdeki yılların da savaşlarla ve darbelerle geçeceğine işaret ediyor. Bu endişe verici ve kabul edilemez Venezuela/Maduro olayı bize gösteriyor ki artık dünyamızda hiçbir devlet başkanı ve hatta hiç bir kimsenin, eşi ve çocuklarının da can güvenliği ve özgürlüğü bulunmamaktadır. Görünen o ki; artık her şey hak, hukuk ve adalet Amerika'nın istediği doğrultuda olacağa benzemektedir. Yani her halde bundan böyle her ülkede emperyalist Amerika'nın istediği, Amerikan yanlısı kişiler devlet başkanı olacaktır. Yani Trump, dünyayı ben istediğim şekilde yöneteceğim demektedir. Yoksa hiç kimsenin yaşam şansı olmayacaktır demektedir.!
Yine görünen o ki; Amerika isterse, dediğini yapmayan veya beğenmediği devlet adamını yatağından alıp, paketleyip Amerika'ya götürüp bir de istediği şekil ve şartlarda -sonucu önceden belli- bir şekilde yargılayacaktır. Yani Amerika istediği petrol, doğalgaz, altın ve diğeryeraltı madenleri bakımından zengin olan ülkeleri -keyfi bahanelerle- işgal edecek, ele geçirecek, sahip olacak, sömürecek ve hatta kendi istediği bir kişiyi başa getirerek o ülkeyi yönetecektir. Ortadoğu bitti şimdi sıra Okyanus ötesi ve Latin Amerika ülkelerine gelmiş gibi görünüyor. Dünyamızda artık bir orman kanunu hüküm süreceğe benziyor. Aynı Kurt ile Kuzu masalındaki gibi. Güçlü devletler zayıf devletlere çökecek. Son durum açıkça bunu göstermektedir.!
Emperyalist ve sömürgeci Amerika bunu Mısır, Libya, Irak ve son olarak önceleri başına 10 milyon dolar ödül koyduğu ve -Suriye devlet başkanı Beşir Esat Rusya'ya kaçınca- Suriye'nin başına getirdiği Ahmet Şara ile de göstermiştir. Yani Emperyalist Amerika'nın devlet politikası zaten böyleydi ama hiç bir zaman bu kadar açık ve net bir şekilde, bir devlet başkanını yatağından alıp, eşi ile birlikte kaçırmamıştır. Bu belki de dünya tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak tarih kitaplarında yerini alacaktır. Dikkat ederseniz Amerika son yıllarda petrol, doğalgaz, altın ve diğer madenleri zengin olan ülkeleri çeşitli bahanelerle ele geçirmektedir. Amerika, Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini de istememektedir. Çünkü, 4 yıl önce Amerika/AB ve Nato tarafından Ukrayna'nın başına eski komedyen Zelensky'i getirdiler. Maksatları Rusya'yı karıştırmak, ambargolarla zayıflatmak ve Ortadoğu'da başlatacakları İsrail/Filistin/Gazze/Suriye/Lübnan/İran ve diğer Arap ülkelerinin de kısmen arasında bulunacağı bir savaşta -etkili olmaması için- Rusya'yı ve hatta Çin'i de Tayvan krizi yaratarak meşgul etmekti.
Önceleri Ukrayna'nın Rusya sınırındaki Rus kökenli kendi vatandaşlarına ırkçı, faşist ve nazi yöntemleri ile saldırı yaptılar, sonra da Ukrayna'nın Nato'ya girmesi talebinde bulunarak Rusya'yı tahrik ettiler. Bunda biraz da olsa başarılı oldular ama Rusya Avrupa'ya doğalgaz ve petrol sevkiyatını durdurunca başta Avrupa ve dünyada petrol ve doğalgaz krizi başladı, fiyatlar yükseldi, Avrupa'da fabrikalarda üretim durdu, ihracaat azaldı,işsizlik ve iflaslar çoğaldı, hayat pahalılığı arttı, geçim zorlaştı ve sıkıntılar halen de devam etmektedir. Avrupa devletleri Amerika'nın peşine takılarak ve Amerika'nın her dediğini yaparak fakirleşti ve çökme sürecine girdi. Avrupa'da bu durumun daha en az 10 yıl böyle devam edeceğe benziyor.
Emperyalist Amerika artık tüm Arap yarımadasını, Arap yarımadasındaki devletleri ve bu devletlerin petrolünü, doğalgazını, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını ele geçirmiştir. Amerika sömürmek istediği ülkelere demokrasi getireceğini vaad etmekte ve bu devletleri ele geçirmekte ama her nedense petrol zengini Arap devletlerine (Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri vs) ise demokrasi götürmeyi bir türlü akıl etmemekte ve düşünmemektedir. Çünkü o devletlerin - tek adamla- yönetilmesi ve tek adama isteklerini yaptırması daha kolaydır. Zaten her yıl onlara -hiç gerekli olmadığı halde- trilyonlarca dolar karşılığında silah satmakta, onların parasını almakta ve sömürmektedir. Amerikan savaş gemileri 1970'li yıllarda Akdeniz'de protestolar nedeniyle yanaşacağı bir liman dahi bulamazken bugün Akdeniz artık bir Amerikan gölü haline gelmiştir.
Ayrıca; Akdenize sınırı bulunan bu ülkeleri de -suni olarak yarattığı bahanelerle- birbirlerine düşman ederek kolay yönetmekte ve rahat etmektedir. Amerika yıllardır -savaşarak ve sömürerek- zenginleşmeyi düşünürken aksine fakirleşmiş, Çin ise çalışarak, üreterek, ihracaat yaparak kalkınmıştır. Çin ayrıca, Amerika ve Avrupa'nın ambargo koyduğu petrol zengini ülkelerden (Başta İran, Irak,Suriye, Rusya, Venezuela, Suudi Arabistan, Brezilya, Angola, Orta Asya'daki devletlerden vs) petrolü ucuz satın alarak ucuz üretim yapmış ve dünya ticaretini ele geçirmiştir. Örneğin; eskiden Türkiye'nin her yerinde, her çeşit Amerikan malları satılırken bugün onun yerini Çin malları almıştır.
Amerika devlet başkanı Trump, Venezuela devlet başkanı Maduro'yu ajanları tarafından Amerika'ya kaçırdığı saatlerde Amerikan petrol ve yatırım şirketlerine ''Hemen Venezuela'ya gitmelerini ve petrol şirketlerini yönetmelerini'' teklif etmiş ve artık Venezuela'yı Amerika'nın yöneteceğini söylemiştir. Trump ayrıca bundan sonra sıra ''Küba ve Kolombiya'ya geldi'' diyerek dünyaya mesaj vermiş ve parmak sallamıştır. Trump, Çin ile askeri yönden savaşmak yerine Çin'in ucuz petrol aldığı ve limanlarının bulunduğu İran, Venezuela, Küba, Panama, Kolombiya, Meksika, Brezilya gibi devletlerin yönetimine el koymak istemekte ve böylece Çin'in ucuz petrol ithalatına, üretimine, ticaretine, ihracaatına ve güçlü ekonomisine darbe vurarak, onunla savaşmadan mücadele etmek ve Çin'i bu şekilde zayıflatmak istemektedir. Trump'ın, uluslararası hukuku hiçe sayarak ve özgür bir devlet olan ve seçimle gelen Venezuela devlet başkanı Maduro'yu eşi ile birlikte yatağından alıp Amerika'ya götürmesi, kaçırma sahnelerini bile bir film izler gibi seyretmesi tüm dünya devlet başkanlarını, başbakanlarını, yöneticilerini küçük düşürmüş ve onların da içlerinde bir korku yaratmıştır.
Ayrıca; tüm insanlarda da bir korku yaratmış ve insanların kafasında var olan demokrasi, hak, hukuk, adalet, insan hakları ve özgürlük düşüncelerinde de bir soru işareti bırakmıştır. Bilmiyorum bu olay okul kitaplarında ve Üniversite hocalarınca nasıl bir tepki ile karşılanacaktır.? Uluslararası hukuk konusunda kitap yazanlar, ders verenler ve savunanlar neler düşünecektir.? Avrupalı ve Amerikalı aydınlar ve insan hakları savunucuları neredesiniz.? Tabii ki bundan böyle artık bir de 193 devletin üye olduğu BirleşmişMilletlerin (BM) kapısına da bir kilit vurulması şart olmuştur. Hiç olmazsa artık bundan böyle, başta Gazze, Suriye, Lübnan, Ukrayna'da hiç bir olumlu iş yapmayan ve yapamayan Birleşmiş Milletler (BM) diye bir kuruluş var diye düşünmeyiz.! (Son söz: Mazlumlar birlik olmayınca Zalimler azgınlaşırmış).
Sevgi ve saygılarımla.
Viyana. 05.01.2026. mk.


