Avusturya’da son günlerde İslam, başörtüsü, entegrasyon ve “siyasi İslam” tartışmaları peş peşe gündeme gelirken, şimdi de toplumdaki farklı gruplara yönelik komşuluk tercihlerini ölçen dikkat çekici bir araştırma kamuoyuna sunuldu.

Avusturya Entegrasyon Fonu (ÖIF) tarafından yaptırılan araştırmanın öne çıkarılan sonucu oldukça çarpıcı:

Her iki kişiden biri Müslümanların doğrudan komşusu olmasından rahatsız olacağını söylüyor.

Mültecilerde bu oran yüzde 63, Romanlarda ise yüzde 53.

Buraya kadar rakamlar konuşuyor. Ancak asıl sorulması gereken başka:

Böyle bir araştırma topluma ne kazandırıyor?

İnsanlara “Müslümanı, mülteciyi veya Romanı komşu olarak ister misiniz?” diye sorup ardından çıkan yüksek ret oranlarını kamuoyuna servis etmek hangi toplumsal sorunun çözümüne katkı sağlıyor?

Entegrasyonu mu güçlendiriyor?

İnsanların birbirini daha iyi tanımasını mı sağlıyor?

Yoksa zaten hassas olan bir toplumsal iklimde “Biz ve onlar” ayrımını daha görünür hale getirerek karşılıklı güvensizliği mi besliyor?

Bu sorular özellikle araştırmanın başka bir sonucu dikkate alındığında daha da önemli hale geliyor.

Asıl dikkat çekici sonuç başka: Tanıyanların deneyimi çoğunlukla olumlu
Araştırmaya göre göçmenlerle kurulan kişisel temaslardan edinilen deneyimler ağırlıklı olarak olumlu. Ayrıca göçe daha eleştirel yaklaşan kişiler arasında göçmenlerle az temas eden veya hiç temas etmeyenlerin oranının daha yüksek olduğu görülüyor.

İşte tam burada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor:

Gerçek hayatta temas edenlerin deneyimleri çoğunlukla olumluysa, “Müslüman komşu istemiyorum” düşüncesini ne besliyor?

Bu sorunun cevabını yalnızca Müslümanlarda veya göçmenlerde aramak yeterli mi?

Siyasetin kullandığı dilin, medyada sürekli tekrarlanan tehdit söylemlerinin ve belirli toplumsal grupların sürekli sorun başlıklarıyla yan yana getirilmesinin bu algıda hiçbir rolü yok mu?

Sonuç yine “siyasi İslam” tartışmasına bağlandı

Daha da dikkat çekici olan, araştırmanın Entegrasyon Bakanlığı tarafından “siyasi İslam” yasağı tartışmasının sürdüğü bir dönemde kamuoyuna sunulması.

Araştırmada yüzde 52 “siyasi İslamı” toplumsal birliktelik açısından olumsuz etkenlerden biri olarak görüyor. Bakanlık ise araştırmayı sert entegrasyon politikasının gerekliliğine ilişkin argümanlarıyla birlikte değerlendiriyor.

Bu nedenle mesele artık yalnızca araştırmadaki yüzdeler değil.

Araştırmanın hangi siyasi ve toplumsal bağlamda yapıldığı, hangi sonuçlarının manşete taşındığı ve kamuoyunda nasıl bir algı oluşturduğu da sorgulanmalı.

Yerli ile göçmen birbirinden daha da mı uzaklaştırılıyor?

Araştırmaya katılanların yüzde 56'sı zaten Avusturya'daki en büyük toplumsal gerilimin “yerliler” ile “göçmenler” arasında olduğunu düşünüyor.

O halde belki de sorulması gereken soru “Kim kimi komşu istemiyor?”dan daha büyük:

Toplumdaki bu gerilimi azaltmak için ne yapıyoruz?

Yoksa sürekli din, köken ve göç üzerinden yeni ayrımlar üreterek yerli halk ile göçmen kökenli insanların birbirlerine karşı daha fazla şüphe duymasına mı zemin hazırlıyoruz?

Entegrasyon, yalnızca göçmenlere “uyum sağlayın” demek değildir. Birlikte yaşamın diğer yarısı da toplumun farklı kesimlerinin birbirini önyargılar üzerinden değil, gerçek hayattaki temas ve deneyimler üzerinden değerlendirebilmesidir.

Araştırmanın belki de en rahatsız edici sonucu yüzde 50 değil, tam olarak budur: Birbirini tanıyanların deneyimleri çoğunlukla olumlu olmasına rağmen, birbirine yönelik mesafe hâlâ bu kadar büyük.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.