Avusturya’da 14 yaş altındaki kız öğrencilerine yönelik başörtüsü yasağının yürürlüğe girdiği ilk gün, Heute gazetesi Viyana’da bir okulun önüne giderek başörtülü kız çocuklarını görüntüledi. Çocukların yaşlarına ilişkin somut bir doğrulama ortaya koymadan “yasa ihlali” sonucuna varan gazetenin kullandığı dil ve yayımladığı görüntüler, gazetecilik sorumluluğu açısından soru işaretleri doğurdu.
Yasanın yürürlüğe girdiği daha ilk gün, Heute muhabirlerinin fotoğraf makineleriyle okul çevresinde başörtülü kız çocuklarını görüntülemeye yoğunlaşması dikkat çekti. Ortaya çıkan tablo, bir yasanın uygulanmasını gazetecilik açısından denetlemekten çok, başörtülü çocukların görüntülerini yakalamaya yönelik bir arayış izlenimi verdi.
Gazete daha sonra bu görüntüleri yayımlayarak bazı öğrencilerin “kesinlikle 14 yaşından küçük” olduğunu ileri sürdü. Ancak haberde söz konusu çocukların gerçek yaşlarının nasıl doğrulandığına ilişkin somut bir bilgi sunulmadı.
Fotoğrafa bakarak yaş tespiti
Burada gazetecilik açısından temel soru oldukça basit:
Bir çocuğun 13 mü, 14 mü yoksa 15 yaşında mı olduğu yalnızca dış görünüşüne bakılarak nasıl kesin biçimde belirlenebilir?
Yasa ihlali gibi ciddi bir iddianın tahmine değil, doğrulanmış bilgiye dayanması gerekir.
Üstelik haberde yalnızca olası bir yasa ihlali tartışılmadı. “İslami okullarda şikâyetçi yoksa hâkim de yok” anlamına gelen ifadeler kullanılarak mesele Müslümanlara ve Müslüman kurumlara yönelik daha genel bir şüphe çerçevesine taşındı.
Haber yayımlandı, ötekileştirici yorumlar peşinden geldi
Haberin ardından yorum bölümünde Müslümanlara yönelik sert, genelleyici ve ötekileştirici ifadelerin görülmesi ise kullanılan yayın dilinin toplumsal sonuçlarını bir kez daha gündeme getiriyor.
Elbette bir gazete yeni bir yasanın uygulanıp uygulanmadığını araştırabilir. Hatta araştırmalıdır. Ancak bunun yolu çocukları bir tartışmanın sembolüne dönüştürmek, dış görünüşlerinden yaş tahmin etmek ve ardından bütün bir toplumsal kesimi zan altında bırakacak bir anlatı kurmak olmamalıdır.
Basın özgürlüğü, gazetecinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Özellikle çocuklar, din ve toplumsal aidiyet söz konusu olduğunda kullanılan her fotoğrafın ve her kelimenin sonuçları vardır.
Bugün sorulması gereken soru yalnızca “Başörtüsü yasağına uyuldu mu?” değildir.
Bir başka soru da şudur: Bir yasa tartışmasını takip etmek ile başörtülü çocukları objektifin hedefi haline getirerek toplumdaki Müslüman karşıtlığını besleyebilecek bir yayıncılık yapmak arasındaki sınır nerede başlıyor?
