Londra Protokolü ile 1830'da bağımsız devlet statüsü kazanan Yunanistan 1834'e kadar Babıali ile herhangi bir diplomatik temas sağlayamadı. Bunun öncelikli gerekçesi "millet-i sadıka" olarak görülen eski tebaanın imparatorluğun içeriden yıkımını sağlayan ilk isyan hareketini başlatmasıydı. Sultan 2. Mahmut’un Yunanlara küskünlüğü vefatına kadar sürdü ve Türk-Yunan ilişkileri de Sultan Abdülmecit’in tahta çıkışına kadar donduruldu. Sultan Abdülmecit, babası 2. Mahmut'tan farklı olarak Yunanistan’a karşı ılımlı bir siyaset izledi ve ilk defa 7 Aralık 1839'da dönemin Dışişleri Bakanı Konstantinos Zografos’u Saray’a kabul etti. Böylece Zografos, Yunan Devleti’nin Babıali huzurunda resmi statüyle kabul edilen ilk devlet temsilcisi oldu.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in 13 Mayıs 2024’te Türkiye’ye yapmayı planladığı resmi ziyaret belki kronik sorunların çözümünde yeterli güce sahip olmasa da dostluk ilişkilerinin sürdürülebilirliği noktasında kritik önemi haizdir

Osmanlı Devleti ve Yunanistan arasında süregelen resmi müzakereler sonucunda 3 Mart 1840'ta dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Zografos ve Sadrazam Koca Mustafa Reşit Paşa, Türk-Yunan Dostluk ve Ticaret Antlaşması’nı imzaladı ve iki ülke arasındaki ilk diplomatik ilişkiler bu sayede başladı. Söz konusu antlaşma, Türkiye ve Yunanistan arasındaki dostluk ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi yönünde önemliydi. Ancak Zografos Osmanlı nişanıyla ödüllendirilen ilk Yunan politikacı olmasına rağmen İstanbul’dan Atina’ya döndüğünde Yunan kamuoyu tarafından protestolarla karşılanıp "vatan hainliği" ile suçlanmıştı. Yerel basın, antlaşma metnini Yunanistan için bir ihanet belgesi saydı ve kısa bir süre sonra bakanlıktan istifaya zorlanan Zografos siyasi bir felaketin baş mimarı addedilerek antlaşma da feshedildi. Hülasa, Osmanlı Devleti ve Yunanistan arasındaki ilk siyasi münasebet hezimetle sonuçlanmıştı.

İlişkilerde geçmişten gelen kronik sorunlar

Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere Türkiye ve Yunanistan arasındaki diplomatik ilişkiler tarihsel süreklilik içinde incelendiğinde baştan itibaren maalesef belli bir durağanlığa sahip değildir. Sürekli sıcak çatışma ve krizlerle gündeme gelen iki ülke ilişkileri 1839’dan bu yana çok az sayıda yakınlaşma dönemini örnekledi. Dış politikada yaşanan krizler bazen duraksayıp bazen geri planda kalsa da genellikle kendini sürekli tekrarlama eğiliminde olan kronikleşen sorunlardan kaynaklanıyor.

Bu sorunların en belirgini ulusal kimlik ve egemenlik sınırlarıdır. Türkiye ve Yunanistan kendi ulusal bağımsızlıklarını bir diğeriyle yaptıkları uzun soluklu savaş sonrasında elde ettiğinden her iki ulus da milli kimlik inşasında birbirlerini “öteki” konumuyla değerlendirdi. Dahası Türkiye ve Yunanistan ulus devlet oluşturma sürecinde teritoryal sınırların korunması noktasında birbirleriyle sürekli mücadele ettiğinden birinin zaferi diğerinin kaybı olarak görüldü. Bu noktada, Zografos’un Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkileri başlatma noktasında attığı ilk adımı takip eden diğer siyasi teşebbüsler de aynı şekilde bazen düşmanla işbirliği bazen de ihanet şeklinde algılandı.

Ne yazık ki Cumhuriyet Dönemi Türk dış politikasında Yunanistan, Osmanlı Devleti döneminden farklı bir konum ve algıda karşımıza çıkmıyor. Türkiye ve Yunanistan denildiğinde akla gelen ilk data bugün de “çatışma” ya da “kriz” eksenli oluyor. Dolayısıyla iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde süreç analizleri daha çok tekrarlayan çatışma eksenli olgular etrafında değerlendiriliyor.

Türk-Yunan ilişkilerinde barış döneminin başlangıcı 1923 Lozan Barış Antlaşması olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda Lozan Antlaşması, her iki ülke arasındaki ahdi statünün de kurucu metnidir. Barış görüşmeleri boyunca iki ülke egemenlik sınırları, azınlıklar ve mali konularda çözüm arayışlarına girdi. Bu sorunların karara bağlanması da ileriki dönemlerde Türkiye ve Yunanistan arasındaki tüm uyuşmazlık, çatışma ve krizlerin Lozan Antlaşması ekseninde ele alınmasını sağladı. Ancak Lozan Antlaşması iki ülkenin dış politikasında belli bir konsensüs yaratsa da Kıbrıs, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz özelinde deniz yetki alanlarının belirsizliği; kıta sahanlığı, NOTAM-FIR Hattı, kara suları, azınlıklar, Münhasır Ekonomik Bölge gibi kadim meseleler iki ülke tarihinde uzunca bir zamana yayılan çözümsüz konular olarak günümüze kadar güncelliğini korudu.

İlişkilerin son dönemdeki olumlu seyri

Tüm bu sorunlar ve krizlere rağmen Türkiye ve Yunanistan arasında uzlaşmacı ve sıcak ilişkilerin geliştirildiği dönemler de mevcuttur. Üstelik bu türden ittifak arayışları 1839’da Zografos’u siyasetten düşüren milliyetçi reaksiyon gibi radikal bir tepkiyle de karşılık bulmuyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis önderliğinde, Türkiye ve Yunanistan arasında 7 Aralık 2023'te Atina’da imzalanan “Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi” yakınlaşma sürecini yeniden başlatan önemli bir tarihi gelişmedir.

İlk diplomatik temasların aksine her iki ülke lideri gerçekleştirdikleri karşılıklı ziyaretlerde kamuoyunun da yoğun ilgi ve desteğini aldı. Halklar çatışmadan müstakil Türk-Yunan ilişkilerini kriz değil dostluk temelli bir yaklaşımla hatırlamak istiyor. Dolayısıyla Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in 13 Mayıs 2024’te Türkiye’ye yapmayı planladığı resmi ziyaret belki kronik sorunların çözümünde yeterli güce sahip olmasa da dostluk ilişkilerin sürdürülebilirliği noktasında kritik önemi haizdir. Zira 1839’dan 2024’e kadar tüm süreçlerde Türkiye ve Yunanistan arasında kalıcı çözüm arayışları bir yönüyle hep devam etti. Atılan her adım bir gün küçük çakıl taşları gibi iki ülke arasındaki köprünün temelini inşa edecektir.

[Doç. Dr. Esra Özsüer, İstanbul Üniversitesi ​​​​​​​Öğretim Üyesidir.]