1999 yılından buyana Vorarlberg eyaletinde işçi odaları meclisinde bulunan ve mevcut dört seçilmiş meclis üyesi ile işçi toplumunu temsil eden Neue Bewegung für Zukunft (Gelecek İçin Yeni Hareket), Vorarlberg Eyalet Başkanı Markus Wallner, siyasi eyalet başkanları, işçi odası yetkilileri, belediye başkanlarına ve basın kuruluşlarına gönderdiği mektupda ses getirecek bir istekte bulundu." , Vorarlberg Eyalet Başkanı Markus Wallner, siyasi parti eyalet başkanları, işçi odası yetkilileri, belediye başkanlarına ve basın kuruluşlarına gönderdiği mektupta ses getirecek bir istekte bulundu.

NBZ tarafından hazırlanan ve NBZ Başkan Vekili Murat Durdu imzası ile Vorarlberg Eyalet Başkanı Markus Wallner, FPÖ Vorarlberg Eyalet Gurup Başkan Vekili Daniel Allgäuer, SPÖ Vorarlberg Başkanı Michael Ritsch, Grüne Vorarlberg Başkanı Adi Gross, ÖAAB Fraksiyon Başkanı Hubert Hämmerle, Arbeiterkammer Direktorü Rainer Keckeis, Bregenz Belediye Başkanı Markus Linhart, Dornbirn Belediye Başkanı Andrea Kaufmann, Feldkirch Belediye Başkanı Wilfried Berchtold, Bludenz Belediye Başkanı Mandi Katzenmayer, Gemeindeverband ve Hard Belediye Başkanı Harald Köhlmeyer'e gönderilen mektupta; Türkiye'de yaşanan darbe girişimi anlatılırken; Avusturya'da siyasi liderlerin, Avusturya'da yaşayan Türkler ve Türkiye karşıtı açıklamaları eleştirilerek ses getirecek bir talepte bulunuldu.

Mektupta, Avusturya'da siyasi liderlerin sürekli olarak Türk ve Türk kökenli Avusturya vatandaşlarını yaralayıcı açıklamaları ve bu insanları Türkiye'ye geri göndermekle tehdit etmesine eleştiri getirerek; ''Avusturya'da istenmeyen insanların hakları iade edilerek Avusturya'yı terk etmeleri yasal hale getirilmelidir'' önerisi sunuluyor. 

BİR ÇOK İŞÇİMİZ AVUSTURYA'YI TERK ETMEYE HAZIR

''NBZ fraksiyonu olarak, seçmenimiz adına Vorarlberg ve Avusturya makamlarını şu konuda bilgilendirmek istiyoruz. Bir çok işçimiz ailesi ile birlikte Avusturya'yı terk etmeye hazır. Bu güne kadar Avusturya sosyal sistemine ve emeklilik sandığına yatırılan paraların geri iadesi halinde. 

İnsanların başka bir ülkede kendilerine gelecek kurabilmeleri için bir kanun çıkarın. Çünkü görünen o ki Avusturya'nın siyasetçileri bu konuda samimi geri adım atmadığı, özür dilemediği ve bu toplumu tekrar geri kazanma çabası içerisinde olmadığı müddetçe barış ve huzur içinde yaşamak mümkün görünmüyor'' teklifinin yapıldığı mektup, Vorarlberg Eyalet Başkanı Wallner, siyasi parti eyalet başkanları, İşçi Odası yetkilileri, belediye başkanlarına ve basın kuruluşlarına gönderilirken; bu kurum ve yetkili kişilerin mektuba nasıl cevap vereceği merakla bekleniyor.

 

Mektubun tam metni:

(Türkçe)

 

Saygıdeğer Eyalet Başkanı Wallner! 

Bildiğiniz üzere 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Avusturya Türkiye ilişkileri ile ilgili olaylar üst üste geldi. Sadece iki ülke arasındaki ilişkiler değil, uzun yıllardır Avusturya'da yaşayan ve aynı zamanda Türkiye ile bağlantılı olan ve bu ülkeye aidiyet duygusu besleyen insanları da derinden yaraladı. 

Darbe girişimi ani gelişen bir olaydı ve Türkiye'de hali hazırda basında olan terör belası insanlara en kötü demokrasinin en iyi darbeden daha iyi olduğunu gösterdi. Yüzlerce insan darbeciler tarafından katledildi. Onlar özgürlük, insan hakları, bagımsızlık, yani kısacası DEMOKRASİ için şehit oldular. 

Anlaşılan o ki bu darbe girişiminin arkasında onyıllardır dünyanın bir çok yerinde (ayrıca Vorarlberg'de de) faal olan FETÖ terör örgütü bulunmaktadır. Bu örgüt 70'li yılların başından bu yana olağanüstü performans gösteren öğrencileri ve varlıklı ailelerin çocuklarına özel eğitim imkanı sunmaktadır. Bu şekilde bir çok avukat, hakim, savcı, öğretmen ve asker gibi mesleklerde yer bulabildiler. Örgütün başı Fethullah Gülen, 28 Şubat darbesinden sonra yurtdışına kaçmış, Pensilvanya'ya sığınmıştı. O günden bu yana Amerika'nın koruması altında örgütünü oradan yönetmektedir. Yani Türkiye'nin bağımsızlığına yapılan bu saldırı arka planda bilinmeyen unsular tarafından planlanmış FETÖ ve örgüt üyeleri bir maşa olarak kullanılmıştır. Bu darbe girişimi halkın olağanüstü duyarlılığı ve vatana olan bağlılığı sayesinde önlenebilmiştir, bir çok şehit vererek de olsa. 

Bu tarifi mümkün olmayan olaylardan sonra Türkiye Cumhuriyeti doğal olarak tutuklamalar ve gözaltına almalar başlattı. Devlet yapısını ayakta tutmak ve olası başka darbe girişimlerini engellemek adına, güvenlik güçleri son derece kararlı ve caydırıcı önlemler aldı. Her kim bu örgüt ile bağlantılı olduğu düşünülüyorsa ilk önce gözaltına alındı ve bir coğu yapılan sorgulamalardan sonra suçsuz olduğu anlaşıldığında serbest bırakıldı. Aktif olarak darbe girişiminin içerisinde yer aldığı anlaşılanlar ise hapise konuldu. En çok üç ay olmak üzere olağanüstü hal ilan edildi. Fransa'da geçtiğimiz yılın Kasım ayında yaşanan terör olaylarından sonra ilan edilen olağanüstü halin halen geçerli olduğunu düşünürsek demokratik ülkelerin böyle yöntemlere başvurmasının gayet normal olduğu anlaşılır. 

Biz ve seçmenimiz, Avrupa ülkelerinden ve bizim için en önemlisi Avusturya'dan bu olaylardan sonra daha fazla empati yapmalarını beklerdik. Böyle vahim bir olayı yaşayan ülkeye ve inanılmaz derecede demokrasiyi savunan bu milletıe destek çıkılmalıydı kanaatimizce. 

Duymak ve görmek zorunda kaldığımız ise dost ülke diye adlandırdığınız devlete empatiden ve yüzlerce şehitlere saygıdan uzak ifadelerdi. Entegrasyon (!) ve Dışişleri Bakanımızın Türkiye ve demokrasisine, aynı zamanda kökü Anadolu'da olan ve Avusturya'da yaşayan halka karşı yaptığı zehir zemberek sözler akıllardan çıkmıyor. Ani gelişen olay sonrasında konsolosluk önünde yapılan destek mitinglerinde bahaneler aranarak bu toplumu sindirme siyasetini büyük bir endişe ile izledik ve izliyoruz. Bu bağlamda verilen cezaların Avusturya ceza kanununca ne kadar doğru olduğu da önümüzdeki günlerde belli olacak. 

Akabinde duyduklarımız Avusturya bakanlarının Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakerelerini durdurma talepleri ve çifte vatandaşlık uygulamasına müdahale edileceği söylemleri. 

O kadar ileri gidildi ki, Türk kökenli Avusturya vatandaşlarının Türk iç siyaseti ile bu kadar yakından ilgilendikleri takdirde Avusturya'yı terk etmesi çağrısı yapıldı, bütün siyasi parti sözcüleri tarafından. 

On yıllardır bu topraklarda yaşayan ve çalışan insanları bu gerçekten çok derinden yaraladı. Avusturya iç siyasetinin entegrasyon adı altında harcadığı milyonlarca euroya rağmen bu insanların kendilerini vatanlarında hissetmemesi Avusturya siyaseti için üzerinde acilen düşünülmesi ve çalışılması gereken bir fiyaskodur. 

Eğer Avusturya siyaseti kısa süre içerisinde Türk ve İslam düşmanlığını kontrol altına alamazsa bu güzel ülkede yaşayan insanların korkuları çoğalacak ve derinleşecek. Müslümanlara yapılan saldırıların sayısı geçtiğimiz haftalarda endişe verici boyutlara ulaştı. En yüksek makamlardan yapılan açıklamalardan sonra yabancı düşmanlığının körüklendiğini görüyoruz. Hayatı boyunca Avusturya'da çalışan insanlar sözlü ve fiziki saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Ya buna bir an önce önlem alınması gerekmektedir ya da bu istenmeyen insanların hakları iade edilerek Avusturya'yı terk etmeleri yasal hale getirilmelidir. 

NBZ fraksiyonu olarak, seçmenimiz adına Vorarlberg ve Avusturya makamlarını şu konuda bilgilendirmek istiyoruz. Bir çok işçimiz ailesi ile birlikte Avusturya'yı terk etmeye hazır. Bu güne kadar Avusturya sosyal sistemine ve emeklilik sandığına yatırılan paraların geri iadesi halinde. 

İnsanların başka bir ülkede kendilerine gelecek kurabilmeleri için bir kanun çıkarın. Çünkü görünen o ki Avusturya'nın siyasetçileri bu konuda samimi geri adım atmadığı, özür dilemediği ve bu toplumu tekrar geri kazanma çabası içerisinde olmadığı müddetçe barış ve huzur içinde yaşamak mümkün görünmüyor. 

Bu toplum kendini siyasi malzeme ve algı operasyonları için kendini kullandırmaktan bıktı!

 

i.V. Murat Durdu 

Genelsekreter 

NBZ Başkan Vekili

 

(Deutsch) 

 

Sehr geehrter Herr Landeshauptmann! 

Wie Sie wissen haben sich die Ereignisse, was die Beziehungen zwischen Österreich und der Türkei angeht, seit dem Putschversuch am 15. Juli überschlagen. Nicht nur die Beziehung zwischen den beiden Staaten hat darunter sehr gelitten, sondern auch das Vertrauen und das Zugehörigkeitsgefühl von Menschen, die seit einer geraumen Zeit in Österreich leben aber immer noch im ursprünglichen Heimatland oder dem Heimatland der Eltern bzw. Großeltern verwurzelt sind, hat rapide abgenommen. 

Der Putschversuch kam unerwartet, und angesichts der ohnehin prekären Lager in der sich die Türkei befand im Bezug zu den etlichen Bomben- und Terroranschlägen in den letzten Monaten haben die Menschen klar gemacht, dass sie die schlechteste Demokratie dem besten Militärregime vorziehen würden. Hunderte Menschen wurden durch Putschisten ermordet. Sie fielen für Freiheit, für Menschenrechte, für die Unabhängigkeit, kurz für die DEMOKRATIE. 

Es hat sich klar und deutlich herausgestellt, dass die seit Jahrzehnten aktive Gülen Bewegung, die übrigens auch in Vorarlberg ihr Unwesen treibt, dahinter steckt. Diese Organisation hat seit den frühen 70ern überdurchschnittliche Schüler, wie auch Kinder von wohlhabenden Familien in den renommiertesten Schulen zu Soldaten, Rechtsanwälten, Lehrern, Richtern, Polizisten, wie auch vielen anderen Bereichen ausgebildet. Fethullah Gülen selber hatte sich nach den Ereignissen am 28. Februar 1997 in Pennsylvanien abgesetzt und genießt seit dem Immunität und Schutz der Vereinigten Staaten. Der Angriff auf die Unabhängigkeit der Türkei war somit aus langer Hand geplant und konnte nur durch die überragende Courage und den Mut des türkischen Volkes verhindert werden, wenn auch mit unzähligen Opfern, die sie zu beklagen haben. 

Nach diesen unbeschreiblichen Ereignissen folgten naturgemäß Verhaftungen und Inhaftierungen. Um den Staatsapparat aufrecht zu erhalten und einen weiteren Versuch zu vereiteln, gingen die Sicherheitskräfte entschlossen an die Sache ran. Jeder, der im Verdacht stand mit dieser Terrorgruppe kooperiert zu haben, wurde sicherheitshalber vorerst nur in Gewahrsam genommen und anschließend, sofern sich der Verdacht erhärtete und konkrete Beweise vorlagen, festgenommen und inhaftiert. Der Notstand wurde für höchstens drei Monate ausgerufen. Wenn man bedenkt, dass in Frankreich nach den Terroranschlägen seit dem 13. November der Notstand herrscht, ist das keine außergewöhnliche Maßnahme. 

Wir, wie auch unsere Wählerschaft, hätten von den europäischen Staaten, allen voran dem für uns wichtigsten Land Österreich, erwartet, dass hier mehr Empathie gezeigt wird. Ein Land, dem so etwas zu stößt und ein Volk welches sich so vehement gegen die Zermürbung der Demokratie einsetzt, hätte man klar und deutlich beistehen müssen. 

Was wir allerdings erleben mussten, war jenseits von jeglicher Empathie und Respekt den Opfern der türkischen Demokratie gegenüber. Die Aussagen von unserem Integrations- (!) und Außenminister waren an Feindseligkeit der Türkei und ihrer Demokratie, wie auch den Österreichern mit Wurzeln in Anatolien kaum zu übertreffen. Spontane Kundgebungen wurden zum Anlass gemacht, um die, seit nun mehr als einem halben Jahrhundert diesem Land und ihrer Industrie treu dienenden Steuerzahler, mundtot zu machen. Organisatoren wurden in den Landespolizeidirektionen verhört und seitens den Bezirkshauptmannschaften zu Verwaltungsstrafen verurteilt. Dass dies mit dem österreichischen Recht nicht vereinbar ist, wird sich hoffentlich bald herausstellen. 

Es folgten Forderungen nach Beendigung der Beitrittsgespräche in die EU und die Ansage Doppelstaatsbürgerschafften gesetzlich den Riegel vorzuschieben. 

Es ging sogar soweit, dass sich fast alle Parteien in der Frage einig waren, dass Meschen mit Wurzeln in der Türkei sich unverzüglich in ihre ursprüngliche Heimat begeben sollen, sofern sie sich für die Innenpolitik der Türkei dermaßen interessieren. 

Menschen, die seit Jahrzehnten in diesem Land leben und arbeiten, hat das sehr getroffen. Dass die österreichische Innenpolitik, die unzählige Millionen in die Integration investiert hat, es nicht geschafft hat, dass diese Menschen in Österreich ankommen, ist ein Armutszeugnis, über das man sich ernsthaft Gedanken machen muss. 

Wenn die österreichische Politik es nicht schafft, die zur Zeit herrschende Türkei- und Islamfeindlichkeit in den Griff zu bekommen, werden die Ängste der in diesem schönen Land lebenden Menschen wachsen. Angriffe auf Moslems, insbesondere auf erkennbare muslimische Frauen, haben in den letzten Wochen und Monaten deutlich zugenommen. Aufgrund der Aussagen, die von obersten Instanzen gemacht wurden, werden Ausländerfeindlichkeit und Fremdenhass angefacht. Menschen, die ihr Lebtag in Österreich arbeiteten, werden verbal wie auch tätlich angegriffen und erniedrigt. Dem muss schnellstmöglich Einhalt geboten werden, oder es muss den „unerwünschten“ Menschen die Möglichkeit gegeben werden fair und in Frieden das Land zu verlassen. 

Nichts desto trotz wollen wir, die Fraktion Neue Bewegung für die Zukunft, im Namen unserer Wähler das Land Vorarlberg, wie auch die österreichische Republik darüber informieren, dass dutzende Arbeiterinnen und Arbeiter dazu bereit wären Österreich mitsamt ihren Familien zu verlassen. Unter der Voraussetzung dass ihnen die bisher einbezahlten Sozialleistungen wie auch die Beträge die in die Pensionskassen flossen, ausgehändigt werden. 

Verabschieden Sie ein Gesetz, dass den Menschen ermöglicht, eine Zukunft in der Ursprungsheimat aufzubauen. Denn wie es scheint ist eine friedliche Zukunft und ein respektvolles Miteinander in Österreich nur noch mit viel Engagement und ehrlichen Eingeständnissen seitens der österreichischen Politik ihren Bürgern gegenüber möglich. 

Wir lassen uns nicht mehr als Polit-Material und Stimmungsmache missbrauchen! 

 

i.V. Murat Durdu 

Generalsekräter und Schriftführer 

Stellvertretender Obmann der NBZ

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.