Avusturya’nın da aralarında bulunduğu beş Avrupa Birliği ülkesi, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak merkezlere gönderilmesine yönelik planlarını ilerletiyor.
Avusturya, Almanya, Danimarka, Hollanda ve Yunanistan’ın içişleri bakanları, çalışmaların geldiği noktayı değerlendirmek üzere Kopenhag’da bir araya geliyor.
Kendilerini “uygulayıcılar” olarak tanımlayan beş ülkenin hedefi, 2026 yılı sona ermeden geri dönüş merkezlerinin kurulması için en az bir üçüncü ülkeyle anlaşmaya varmak.
Karner: İnsan kaçakçılarının iş modelini bozmak istiyoruz
Avusturya İçişleri Bakanı Gerhard Karner (ÖVP), söz konusu merkezlerin temel amaçlarından birinin insan kaçakçılığıyla mücadele olduğunu belirtti.
Karner’e göre sistem, insan kaçakçılarının “Seni Avrupa’ya getiririz ve burada kalırsın” söylemini etkisiz hale getirmeyi amaçlıyor.
Yeni AB düzenlemeleri ve haziran ayında yürürlüğe giren iltica düzenlemeleri, belirli koşullar altında sığınma ve geri gönderme süreçlerinin AB dışındaki ülkelerle iş birliği içerisinde yürütülmesine yönelik hukuki zemini genişletiyor.
Planlanan “Return Hubs” sistemiyle ise sığınma başvurusu reddedilen ve doğrudan ülkesine gönderilemeyen kişilerin üçüncü ülkelerdeki merkezlere sevk edilerek geri dönüş süreçlerinin hızlandırılması hedefleniyor.
AB’de geri dönüş oranı yüzde 27
Planın savunucuları, mevcut geri gönderme sisteminin yeterince işlemediğini düşünüyor.
Verilere göre 2025 yılında Avrupa Birliği’nde hakkında ülkeyi terk etme kararı verilen kişilerin yalnızca yüzde 27’si fiilen geri döndü veya sınır dışı edildi.
Haziran ayındaki AB zirvesinde 27 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanlarından 19'u, üçüncü ülkelerde kurulacak merkezlerden yararlanılarak sığınma ve geri gönderme süreçlerinin ortak şekilde yürütülmesi yönünde çağrıda bulundu. Bu ülkeler arasında Avusturya Başbakanı Christian Stocker da yer aldı.
Uganda ve Ruanda gündemde
Beş ülkenin geri dönüş merkezleri konusunda birkaç ülkeyle görüşmeler yürüttüğü belirtiliyor. Ancak müzakerelerin zarar görmemesi gerekçesiyle ülkelerin isimleri resmî olarak açıklanmıyor.
Yunan gazetesi Kathimerini diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde Uganda ile görüşmeler yapıldığını bildirdi.
Habere göre Uganda’da yaklaşık 10 bin kişilik bir merkezin 2027 yılında pilot proje olarak faaliyete geçmesi seçenekler arasında bulunuyor.
Alternatif ülkelerden birinin ise Ruanda olduğu öne sürülüyor. Kenya’nın da daha önce değerlendirildiği ancak daha sonra seçenekler arasından çıktığı belirtiliyor.
İnsan hakları örgütlerinden ciddi uyarılar
Plan, insan hakları kuruluşlarının tepkisini çekiyor.
Amnesty International, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) gibi kuruluş ve kurumlar, üçüncü ülkelerde kurulacak merkezlerin keyfî gözaltı, kötü muamele, işkence ve hukuka aykırı zincirleme sınır dışı işlemleri gibi riskler taşıyabileceği uyarısında bulunuyor.
Amnesty International Avusturya’dan Aimée Stuflesser, insani ve düzenli bir göç politikasının insanları mümkün olduğunca “gözden uzaklaştırmak” üzerine kurulmaması gerektiğini savundu.
Göçten sorumlu AB Komiseri Magnus Brunner da uygulanacak sistemin belirli sınırlar içerisinde kalması gerektiğini vurgulayarak insan hakları ve temel hak standartlarının korunması gerektiğine dikkat çekti.
Fransa gibi bazı AB ülkeleri ise Avrupa dışında geri dönüş merkezleri oluşturulmasına eleştirel yaklaşıyor.
Uganda’nın insan hakları sicili tartışılıyor
Uganda seçeneği özellikle insan hakları açısından tartışma yaratıyor.
Avusturya ile Uganda arasında uzun yıllardır kalkınma iş birliği bulunuyor. Uganda, 1992 yılından bu yana Avusturya'nın kalkınma yardımlarında öncelikli ülkeler arasında yer alıyor.
Buna karşın Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni yönetimindeki ülkenin demokratik standartları ve insan hakları uygulamaları uluslararası alanda yoğun biçimde eleştiriliyor.
İnsan hakları kuruluşları, böyle bir ülkede kurulacak geri dönüş merkezlerinde adil hukuki süreç, avukata erişim ve bağımsız denetimin nasıl güvence altına alınacağı konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor.
İngiltere’nin Ruanda planı başarısız olmuştu
Benzer bir model daha önce İngiltere tarafından Ruanda ile denenmiş ancak ciddi hukuki sorunlarla karşılaşılmıştı.
2022 yılında İngiltere’den Ruanda’ya gönderilmesi planlanan ilk sığınmacılar konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devreye girmiş, ardından uzun bir hukuk süreci başlamıştı.
İngiltere Yüksek Mahkemesi daha sonra Ruanda planını hukuka aykırı bulmuştu. İngiliz hükümetlerinin projeye yaklaşık 700 milyon sterlin harcadığı, buna rağmen sistemin planlandığı şekilde uygulanamadığı belirtiliyor.
2024 yılında iktidara gelen İşçi Partisi hükümeti projeyi sonlandırdı.
İtalya’nın Arnavutluk modeli de yargıya takıldı
İtalya da Arnavutluk’ta iki merkez kurarak benzer bir uygulamayı hayata geçirmeye çalıştı.
Başlangıçta yılda 36 bin kadar kişinin bu merkezlerde işlem görmesi planlanmıştı. Ancak mahkeme kararları nedeniyle sistem planlandığı şekilde işletilemedi ve bazı kişiler yeniden İtalya’ya götürüldü.
Buna rağmen Başbakan Giorgia Meloni liderliğindeki İtalyan hükümeti, “Arnavutluk modelini” Avrupa genelinde savunmaya devam ediyor.
Gözler 2026 sonuna çevrildi
Avusturya ve diğer dört ülke açısından önümüzdeki aylardaki en önemli konu, geri dönüş merkezlerinden birine ev sahipliği yapacak ülkeyle anlaşmaya varılıp varılamayacağı olacak.
Beş ülkenin hedefi 2026 yılı sona ermeden en az bir ortak ülkeyi kesinleştirmek.
Planı savunanlar uygulamanın geri gönderme süreçlerini hızlandıracağını ve insan kaçakçılığını caydıracağını savunurken, karşı çıkanlar ise Avrupa'nın sığınma ve insan hakları konusundaki sorumluluğunu üçüncü ülkelere devretme riski taşıdığı görüşünde.
