Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının üzerinden bir sene geçmesinin ardından dünya genelindeki vaka sayısının 130 milyona yaklaştığı görülüyor ve hayatını kaybedenlerin sayısı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 3 milyona yaklaşmış durumda. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yaklaşık 31 milyon vaka ve 546 bin ölüm sayısı ile Kovid-19’dan en çok etkilenen ülke oldu. ABD’yi takiben ikinci ve üçüncü sıralara ise yaklaşık 13 milyonluk vaka sayısı ile Brezilya ve 13 milyona yaklaşan vaka sayısıyla Hindistan yerleşmiş durumda.

Salgının Avrupa’daki etkisi de özellikle Fransa, İngiltere ve İtalya’daki vaka sayıları düşünüldüğünde azımsanmayacak ölçüde. Tüm dünyada uygulanan kısıtlamalara ve uyarılara rağmen salgının kayıpları ve yayılma oranları hızla artıyor. Bu süreçte peş peşe aşı üretiminin sağlanması birçok aşı markasının da piyasaya sürülmesini sağladı. Bunların bir kısmı Batı merkezli BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson and Johnson aşılarıyken Rusya tarafından geliştirilen Sputnik V ve Türkiye’nin de satın aldığı Çin aşısı CoronaVac da dağıtımda. Özellikle Türkiye, Brezilya ve Endonezya Sinovac firmasının aşısı olan CoronaVac’ı ithal etti. Bu ülkeler dışında ise Çin aşısını ithal eden Avrupa ülkeleri Sırbistan ve Macaristan oldu. Fakat Sırbistan Çin’den CoronaVac’ı değil, Çin üretimi bir diğer aşı olan Sinopharm’ı aldı. Öte yandan, aşıların dağıtımı ve herkesin aşılanmasının uzun bir süreç gerektireceği düşünüldüğünde, uluslararası arenada seyahatlerin planlanması ve normale dönülmesi açısından birtakım düzenlemeler gündeme taşındı. Bu düzenlemelerin arasında “aşı pasaportu” bir hayli dikkat çekti.

Mesela bu pasaport neleri kapsayacak? Aslında aşı pasaportunun hedefi, esas olarak kişilerin aşı olmuşlarsa nerede, hangi aşıyı ne zaman olduklarını, olmamışlarsa PCR test sonuçlarını, Kovid-19 geçirmişlerse antikor oluşturup oluşturmadıkları gibi tıbbi bilgilere ait dijital verileri içermektir. Böylece aşı pasaportunun bu pasaporta sahip vatandaşların AB içinde gerek iş gerekse turistik amaçlı seyahatlerini kolaylaştıracak bir uygulama olması hedefleniyor.

Neden aşı pasaportu?

Aşı pasaportları uluslararası seyahatlerde bulunacak olanların aşı kanıtlarını sağlayacak bir belge olarak şekilleniyor. Basılı materyal olarak oluşturulabileceği gibi elektronik ortamda uygulanabilirliği hatta bu yönde bazı uygulamaların telefonda olması da gündemde. Ancak Avrupa Birliği (AB) içinde yeni tip koronavirüs kısıtlamalarına takılmadan seyahat edilebilmesi için önerilen aşı pasaportu başlangıçta kulağa hoş gelse de aslında içeriğinde birçok belirsizlik bulundurduğu gibi farklı ülkelerden de itirazlar yükseliyor. İlk belirsizlik aslında aşıya verilecek isim yönünde kendisini gösteriyor. Bu zamana kadar “aşı sertifikası”, “aşı pasaportu”, “Kovid pasaportu”, “dijital seyahat kartı” gibi birçok isimle anılan aşı pasaportu için Avrupa Komisyonu “Dijital Yeşil Geçiş Kartı” adını uygun gördü. Ayrıca bunun için yasal düzenleme teklif edeceğini açıkladı.

Aşı pasaportunun içeriği de bir diğer detay olarak karşımıza çıkıyor. Mesela bu pasaport neleri kapsayacak? Aslında aşı pasaportunun hedefi, esas olarak kişilerin aşı olmuşlarsa nerede, hangi aşıyı ne zaman olduklarını, olmamışlarsa PCR test sonuçlarını, Kovid-19 geçirmişlerse antikor oluşturup oluşturmadıkları gibi tıbbi bilgilere ait dijital verileri içermektir. Böylece aşı pasaportunun bu pasaporta sahip vatandaşların AB içinde gerek iş gerekse turistik amaçlı seyahatlerini kolaylaştıracak bir uygulama olması hedefleniyor.

Aslında aşı pasaportunun zorunlu tutulmasının birtakım olumlu yanlarının olabileceği aşikâr. Mesela aşı pasaportu zorunluluğunun olması seyahat edecek olan kişilerin daha güvenli kalmasını ve başkalarını da riske atmamasını sağlarken daha çok kişinin aşılanmasına da sebep olacaktır. Aşı yapılan kişilerin pasaportla ülkelere alınması turizmin canlanmasını sağlayabilir ve turizm merkezli ülkelerin ekonomileri için bu süreçte toparlayıcı rol oynayabilir. Aynı zamanda iş seyahatleri aksayan, serbest dolaşımdan yararlanamayan ticaret insanları için de ticari faaliyetleri canlandırıcı bir nitelikte olacağı düşünülüyor.

Ancak aşı pasaportunun olumsuz görülebilecek yanları da olabilir. Bunlardan birincisi, aşı olan kişiye Kovid-19 bulaşmayacağının bir garantisinin olmaması. Yani aşı olunsa da virüsün etkisinde kalma olasılığının hâlâ devam etmesi. Aşı olan bir kişinin bağışıklığının ne kadar süreceği henüz bilimsel kanıtlarla ortaya konulmuş değil. Ayrıca tüm ülkelerde dağıtım konusunda yaşanan sorunlardan dolayı aşıların aynı anda ve aynı oranda yapılamayacak olması adaletsiz bir tablo ortaya koyacaktır. Bu durum ülkeler arası ayrımcılık sorunu ortaya çıkarabilir. Bunun dışında pasaport güvenliğinin çok iyi sağlanması sorunu ortaya çıkacaktır ki birçok ülkede pasaport sahteciliği ile ilgili haberler şimdiden gündeme taşındı.

Aşı pasaportu uygulamasına geçilmesiyle karşılaşılacak sıkıntılardan biri de “karşılıklı tanınma” sorunu. Aşı pasaportu ile ilgili kararın AB ülkelerinde çıkması durumunda öncelikle ülkelerin bu düzenlemeyi kendi sağlık sistemleriyle uyumlaştırması gerekiyor. Ortak bir veri tabanının oluşturulması ve AB’nin bütün ülkelerinin aşılanan kişilerin bilgilerini bu ortak veri tabanı üzerinde işlemesi gerekecektir. Böylece diğer AB ülkeleri ihtiyaç olması durumunda bu veri tabanından kişilerin bilgilerine erişebilecektir. Bununla birlikte, verilerin ayrıca sınır kontrol sistemlerine işlenmesi, ülkeler arası giriş çıkışlarda kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca AB’nin aşı pasaportu konusunda teknoloji yönetimini de başka firmalara bırakmak istemediği görülüyor. Bu konuda kendi sistemini oturtmak isteyen AB’nin uygulamayı sıkı tutması gerek, zira aşı pasaportunun kişiye özel bilgiler içermesi güvenliğin sağlanamaması durumunda AB için yeni sorunlar oluşturabilir.

Ayrıca aşı olup olmama isteğinin bireysel olması ile aşı pasaportu zorunluluğu çelişecektir. Aşı pasaportuna olumlu bakmayanlar, aşı olmamayı tercih edenlerin veya hamilelik ya da kronik hastalıklar gibi durumlardan dolayı aşı olamayanların haklarının ihlal edilebileceğini savunuyor ki pek de haksız sayılmazlar. Dolayısıyla böyle bir pasaportun insan hakları ve özgürlüklerle ilgili bir boşluk yaratıp yaratmayacağı da tartışma konusu.

Bununla birlikte hangi ülkelerin hangi aşı markalarını kabul edip etmeyeceği de farklı ülkelerde farklı aşılar olmuş bireyleri karmaşaya sürükleyebilir. Bu durum da pasaportla ilgili çok daha detaylı bir düzenleme yapılması ihtiyacını doğuruyor.

Aşı pasaportuna dahil olmayan ülkelerin turizminin “resmi olarak” açılamayacak olması ve bu ülkelerin “riskli ve seyahat uyarısı yapılan” sınıfında kalacak olması sorunundan en çok etkilenen ülkelerden biri de kuşkusuz Türkiye olacak. 

Ülkelerin aşı pasaportuna karşı tutumları

Aşı pasaportu çalışması AB ile gündeme taşındı. AB sınırları içerisinde güvenli seyahat edebilmeyi sağlamak için aşı pasaportuna yönelik düzenlemeler AB tarafından hazırlandı. Bu aşı pasaportunun varlığı AB içerisinde seyahat serbestisi sağlayacaktır. Ancak AB’nin hangi aşılar için aşı pasaportu vereceği hâlâ tartışma konusu. Çünkü bu zamana kadar AB tarafından onaylanan aşılar BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson and Johnson aşılarıyken diğer aşıların kabul görüp görmeyeceği bu aşıların kullanıldığı ülkelerin seyahat serbestisinin belirleyicisi olacak. Türkiye, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerin Çin aşısını kullandığı düşünülürse AB’nin bu aşılara onay verip vermeyeceği konusu önem kazanıyor.

Aslında AB ülkeleri arasında aşı pasaportu konusunda ortak bir fikrin olduğunu söylemek de zor. Özellikle Fransa gibi aşı konusunda tereddütlü ülkeler aşı pasaportunun halkı aşılanmaya zorlayacağı ve bu durumun da ileride hukuki birtakım sorunlar yaratacağı kanaatinde. Yunanistan ise özellikle ekonomisi turizme dayandığından aşı pasaportunun seyahat özgürlüğü sağlayacağı ve turizmi canlandıracağı gerekçesiyle pasaportu destekliyor. Bu hususta da Yunanistan hem AB ülkelerinden gelecek turistler için kolaylık sağlamak isterken hem de ülkesinde kötü giden turizmi tekrardan canlandırmak amacıyla AB üyesi olmayan ülkelerle ikili anlaşmalar yapma yoluna gitti ve mesela İsrail’le ikili anlaşma imzaladı. AB içinde Yunanistan ve İspanya’nın AB’ye baskıları da düşünüldüğünde, aşı pasaportunun ekonomisi turizme dayalı ülkeler için kurtarıcı bir rol oynayacağı söylenebilir.

Bununla birlikte seyahat kısıtlamalarından en çok etkilenen sadece bireyler değil aynı zamanda havayolu şirketleri. Havayolu şirketleri de çeşitli basın açıklamalarında normal sürece geçiş için aşı pasaportunun gerekliliğini vurgulamaktalar. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), bunu destekler nitelikte AB’ye yönelik çağrıda bulunarak aşı pasaportu teklifinin desteklenmesi isteğini dile getirdi. Ancak başlangıçta da dediğimiz gibi aşı pasaportunun turizmi ve iş seyahatlerini tekrardan canlandıracağı düşünülse de bu kullanımın hem hukuki hem de güvenlik boyutunun AB yetkilileri tarafından muhakkak enine boyuna masaya yatırılıp değerlendirilmesi gerekiyor. Sadece belli aşılar için geçerli olacak bir pasaportun lojistik sorunu ve aşıların stok durumu da düşünüldüğünde ülkeler arasında bir fırsat eşitsizliği yaratma ihtimali var. Üçüncü ülke vatandaşlarının Avrupa’ya giriş çıkışlarının da bu pasaportun kabul ettiği aşı markalarına bağlanacak olması birtakım sorunları da beraberinde getirir. Zira BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson and Johnson gibi AB tarafından kabul edilen aşıların tümü tüm dünyaya yetecek yeterli üretime ve dağıtım gücüne sahip değil. Bu durum dezavantajlı ülkeler ve bunların vatandaşları açısından adil olmayan şartlar oluşturabilir. Ayrıca Avrupa ülkelerine ticaret nedeniyle giriş çıkış yapması gereken vatandaşları da zor durumda bırakacak ve ticari ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bu açıdan AB ülkelerinin aşı pasaportu konusundaki düzenlemeleri tüm bu durumları da değerlendirerek şekillendirmesi AB’nin güvenirliliğini destekleyecektir ki AB, aşı pasaportu yönetiminde de kanımızca bir sınav verecektir. Aşı pasaportunun yönetiminde AB’nin başarısız sonuç çıkarması eleştiri oklarını yeniden AB üzerine çevirecek ve son dönemde Brexit süreciyle itibar kaybeden AB’yi iyice zor durumda bırakacaktır.

Aşı yapılan kişilerin pasaportla ülkelere alınması turizmin canlanmasını sağlayabilir ve turizm merkezli ülkelerin ekonomileri için bu süreçte toparlayıcı rol oynayabilir. Aynı zamanda iş seyahatleri aksayan, serbest dolaşımdan yararlanamayan ticaret insanları için de ticari faaliyetleri canlandırıcı bir nitelikte olacağı düşünülüyor.

Türkiye’nin durumu

Aşı pasaportu konusunda özellikle Yunanistan ve İspanya gibi turizm gelirleri yüksek ülkelerin ısrarcı olması, bu ülkelerin 2021 yılı için turizm gelirlerini kurtarmak amacını taşıdıklarını gösteriyor. Aşı pasaportuna dahil olmayan ülkelerin turizminin “resmi olarak” açılamayacak olması ve bu ülkelerin “riskli ve seyahat uyarısı yapılan” sınıfında kalacak olması sorunundan en çok etkilenen ülkelerden biri de kuşkusuz Türkiye olacak. Salgın nedeniyle turizm sektörü ağır darbe alan Yunanistan, aşı pasaportunu AB içerisinde destekleyerek aslında turizm payının tamamını almayı amaçlamakta. Türkiye Sinovac firması ile anlaşarak Çin aşısı yaptırdı. Bu noktada Türkiye’nin ortak aşı pasaportunun kullanımı dışında kalmaması ve turizm payında Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerle rekabet edebilmesi için harekete geçmesi gerekiyor.

Bu istikamette AB ile anlaşarak ortak aşı pasaportu sistemine girmesi ya da karşılıklı tanınmayı sağlaması hem turizm hem ticaret seyahatleri açısından önem kazanıyor. Bununla birlikte, Çin’in Sinovac firmasının da aşısının dijital aşı platformunun içine dahil olabilmesi için Avrupa İlaç Ajansı’na (EMA) başvurup onay alması gerekiyor. Türkiye gerek coğrafi konumu gerekse iklim şartları düşünüldüğünde Avrupalı turistler için çok cazip bir ülke. Bu çerçevede turizmin desteklenmesi açısından bir an önce politik girişimlerin yapılması ve bu duruma uyum sağlayabilmek için bir altyapının mutlaka hazır edilmesi gerekiyor.

[AB, AB-Türkiye ilişkileri ve sivil toplum konularında uzmanlaşan Dr. Filiz Cicioğlu Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

[Dr. Didem Saygın Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesidir]