Büyükelçi Ozan Ceyhun: 28 Ocak’ta Türkiye-Avusturya Dostluk Antlaşması'nın imzalanmasının 99. yıldönümünü kutluyoruz. 1924 tarihli sözkonusu anlaşma ile iki ülke arasındaki tarihi dostluk bir kez daha teyit edilmiştir. İki cumhuriyet arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen bu olay özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümünü kutladığımız şu günlerde daha da önem kazanmaktadır. Bu yıl Avusturya ile iyi işbirliğimizi daha da güçlendirmek istiyoruz, böylece gelecek yıl cumhuriyetlerimiz arasındaki dostluğun 100. yıldönümünü inşallah layıkıyla kutlayacağız.
Türkiye-Avusturya Siyasi İlişkileri
Türkiye ile Avusturya arasındaki diplomatik ilişkiler, Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasından 160 sene kadar sonra başlamıştır. Ortaçağın sonuna kadar sadece savaş ilanı, barış anlaşması, mülki ihtilaflar, ittifaklar, tahta çıkma, düğün ve cenaze törenleri gibi nedenlerle karşılıklı elçiler gönderilmiştir. 15. yüzyılın sonundan itibaren gelişen Avrupa Devletler Sistemi, diğer devletler hakkında derinlemesine bilgi sahibi olma gereksinimi ve tehditlere karşı önlem alınmasının önemi de göz önünde bulundurularak, diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini ve daimi temsilcilik bulundurma zorunluluğunu beraberinde getirmiştir.
Avusturya'nın 16. yüzyılın ortasından itibaren İstanbul'da daimi bir diplomatik temsilciliği bulunmasına ve Habsburg Hanedanının 1526 yılında kurulan Avusturya-Macaristan monarşisi ile gelişen yoğun ilişkilere rağmen, Osmanlı İmparatorluğunun Avusturya'daki temsili 1700'lerin sonuna kadar ad hoc Büyükelçilerle sınırlı kalmış, ilk Daimi Büyükelçi İbrahim Afif Efendi 1798 yılında Viyana'ya gitmiştir. 1529 ve 1683 yıllarında gerçekleştirilen iki Viyana kuşatmasının iki millet arasında kökleri çok eski zamanlara dayanan bir etkileşim yaratmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasındaki tarihi rekabet, 1791 yılında imzalanan ve 1787-1791 Osmanlı-Avusturya Savaşı’nı sona erdiren Ziştovi Antlaşması’yla son bulmuştur. Karşılıklı mücadeleyle seyreden ilişkiler, I. Dünya Savaşı’nda müttefikliğe dönüşmüştür. Osmanlı ile Avusturya askerleri Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya cephesinde birlikte savaşmıştır. İmparatorluk döneminden miras kalan müttefiklik ilişkisi Türkiye Cumhuriyeti ile Avusturya Cumhuriyeti arasında 1924 yılında imzalanan “Dostluk Anlaşması” ile perçinlenmiştir.
Avusturya’da yaşayan yaklaşık 300.000 kişiden oluşan Türk toplumu, Avusturya’yla ilişkilerimizin en önemli veçhelerinden birini oluşturmaktadır. Eylül 2019’da gerçekleşen genel seçimlerde federal ve ulusal düzeyde 3 Türk kökenli parlamenter seçilmiştir.
Osmanlı ve Avusturya Macaristan İmparatorlukları I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş ve savaştan sonra yıkılıp parçalanmışlardır. İtilaf Devletleri’nin savaşın sonunda Osmanlı Devleti ile imzaladıkları Mondros Mütarekesi’nden sonra işgale uğrayan Anadolu’da, İtilaf Devletleri’ne karşı bir milli mücadele başlamış ve başarıya ulaşmıştır. 2
9 Ekim 1923 tarihinde ise Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Avusturya Macaristan İmparatorluğu’ndan ise Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya devletleri doğmuştur. Sınırları oldukça küçülen ve zayıf bir hale gelen Avusturya Devleti önce cumhuriyet ilan etmiş sonrasında ise Almanya’ya bağlanma kararı almıştır. Fakat İtilaf Devletleri bu birleşmeyi kabul etmemiş ve Avusturya yoluna tek başına devam etmek zorunda kalmıştır. Bundan sonraki dönemde siyasi ve ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşayan Avusturya, II. Dünya Savaşı öncesi Almanya tarafından ilhak edilinceye kadar istikrarsızlıktan kurtulamamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti ve Avusturya Cumhuriyeti 28 Ocak 1924 tarihinde İstanbul’da bir dostluk antlaşması ve ikamet ve ticaret sözleşmeleri imzalamışlardır. Bu antlaşma ve sözleşmeler iki devlete ve bu devletlerin vatandaşlarına oldukça avantajlı durumlar sağlamış ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra İtilaf Devletleri’nin baskısı ile ilişkileri kesilmiş olan iki ülkeyi yeniden birbirine yaklaştırmıştır. 28 Ocak 1924 tarihli dostluk antlaşması ile ikamet ve ticaret sözleşmeleri aynı zamanda iki ülkenin kendilerini uluslararası alanda ön plana çıkarma çabalarına da hizmet etmiştir. İki devletin izlediği bu ve bunun gibi barışçı politikalar her iki devletin uluslararası siyasette kabul görmelerine de yardım etmiştir.

