Avusturya’da bütçe politikası yeni bir döneme giriyor. Mali Danışma Kurulu Başkanı Christoph Badelt’in artan tasarruf ihtiyacına dikkat çektiği bir günde, hükümetten peş peşe yeni harcama ve teşvik adımlarının duyurulması tartışmaları yeniden alevlendirdi. Çalışan emekliler için vergi muafiyeti, elektrikli motosikletlere destek ve bir soykırım müzesi için atılan adımlar tek tek ele alındığında anlamlı ve savunulabilir görülse de, mevcut mali tablo bu tür ek yükleri artık kaldırmıyor.
Uzun yıllar boyunca ülkede siyaset, farklı çıkar gruplarının taleplerinin karşılıklı olarak dengelendiği bir pazarlık süreciyle yürütüldü. Bir kesime verilen destek, başka bir alandaki harcama ile telafi edildi. Bu yaklaşım yönetimi kolaylaştırmış olabilir, ancak kamu maliyesini giderek daha kırılgan hale getirdi. Bugün gelinen noktada bu anlayışın sürdürülebilir olmadığı açıkça görülüyor.
Bütçede Tutarlılık Sorunu
Bütçe politikası, son yıllarda kendi iç tutarlılığını da büyük ölçüde yitirdi. Bir yandan elektrikli ulaşım desteklenirken, diğer yandan fosil yakıtlı araçlar için teşvikler sürdürülüyor. Kamu harcamaları enflasyona göre artırılırken, vergi gelirleri aynı ölçüde güncellenmiyor. Ailelere yönelik ayni hizmetler milyarlarca avro artırılırken, nakit destekler de genişletiliyor. Bu yaklaşım, bütçede çelişkileri derinleştiriyor.
Benzer bir tablo ulaşım altyapısında da görülüyor. Demir yolu ve kara yolu projelerinde, ülke genelinde dengeli dağılım gözetilse de, bazı yatırımların toplumsal faydası harcanan kaynakla örtüşmüyor. Milyarlarca avroluk projeler istihdam yaratıyor olabilir, ancak mevcut mali koşullarda bu büyüklükteki harcamalar sorgulanmak zorunda.
Kurallar Yerine Teşvikler, Ancak Bedeli Ağır
Siyasetin, özellikle iklim politikası, emeklilik yaşı ve konut alanında bağlayıcı kurallardan kaçındığına dikkat çekiliyor. Yasaklar yerine teşvikler tercih ediliyor. Ancak bu durum, desteklerin gerçekten ihtiyaç duyanlarla sınırlı kalmamasına yol açıyor. Davranış değişikliği göstermesi gerekmeyen kesimler de kamu kaynaklarından yararlanıyor ve bu durum bütçede ciddi yük oluşturuyor.
Toplum da Tasarrufa Direnç Gösteriyor
Tasarruf adımlarının önündeki bir diğer engel ise toplumsal tepki. Salzburg’da sağlık çalışanlarına verilen geçici maaş ekinin kaldırılmak istenmesi, son yılların en büyük protestolarından birine yol açtı. Sonuçta ek ödeme uzatıldı ve kamu borcu arttı. Benzer şekilde, sağlık sisteminde gerekli olan yapısal değişiklikler de toplumdan gelen tepkiler nedeniyle erteleniyor. Tasarruf denildiğinde, herkes yükün başkalarına yüklenmesini istiyor.
Zor Ama Kaçınılmaz Bir Süreç
Mevcut tablo, hükümetin artık hangi harcamaların mümkün olmadığını değil, hangi reformların yapılabileceğini göstermesini zorunlu kılıyor. Büyük yapısal değişiklikler, akılcı tasarruf önlemleri ve kaçınılmaz olarak fedakârlık gündemde olacak. Bu sürecin kolay olmayacağı açık, ancak başka bir seçenek de bulunmuyor.
2027 bütçesi, önümüzdeki yıl bu yönde atılacak adımların ilk ciddi sınavı olacak. Hükümetin gerekli siyasi iradeyi ve toplumsal desteği sağlayıp sağlayamayacağı, bu bütçeyle daha net görülecek.
