T.C. Bregenz Başkonsolosu Cemal Erbay, Konsolosluk resmi Facebook sayfasından 'sözde soykırım' iddiaları ile ilgili bir açıklama yaptı.
T.C. Bregenz Başkonsolosluğu resmi Facebook sayfasından Başkonsolos Cemal Erbay imzası ile yapılan açıklamanın tam metni;
Değerli Vatandaşlarım,
Alman Parlamentosunun sözde soykırım konusundaki talihsiz kararından sonra sizlerle (ve Avusturyalı muhataplarımızla) daha önce muhtelif toplantı ve etkinliklerde paylaştığım bazı hususları bir kez daha özetle dikkatinize sunmak istiyorum.
1915'de 1.5 milyon Ermeni'nin tehcir sırasında soykırıma uğratıldığına dair iddialar asırlık, pespaye bir yalandır. Osmanlı arşiv belgelerine göre toplam 438.758 kişi tehcir edilmiştir. Bunlardan sadece 56.610’u açlık, salgın hastalıklar, konvoylara düzenlenen intikam amaçlı saldırılar vs. nedenlerle iskân bölgelerine ulaşamamıştır. Yani Ermeni yanlısı çevrelerin mesnetsiz iddialarının aksine tehcir edilenlerden çoğu hayatta kalmıştır. Tıpkı Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in 26 Şubat 1921’de Ankara’da Gazi Mustafa Kemal’le Ermeni tehciri konusunda yaptığı söyleşide Ulu Önderimizin dediği gibi: "Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı".
Osmanlı devleti 1915’in savaş koşullarında tehcir konvoylarının güvenliği için her türlü imkanını seferber etmiştir. Her konvoyun başına jandarmalar görevlendirmiştir. Yol boyunca konvoyların karşılaşacakları yasa dışı olaylardan askeri ve idari yetkililerin sorumlu tutulacağı ilan edilmiştir. Bu konuda Dahiliye Nezaretince valilik ve mutasarrıflıklara genelge talimatlar gönderilmiştir. Arşiv belgeleri çok açık ve nettir. Ancak, Ermeni tehciri sonrası bazı memurların tehcir sırasında gerekli tedbirleri almadığından ve Ermenilerin ölümünden sorumlu tutulduğundan dolayı Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemeleri kurulmuş ve özellikle mahkeme başkanı Nemrut Mustafa Paşa'nın sert ve taraflı tutumu ile pek çok suçsuz vatan evladı cezalandırılmıştır.
Tehcir 150 gün sürmüştür. 1.5 milyon insan soykırıma uğramış olsa bu hesaba göre günde 10.000 insanın öldürülüp toplu mezarlara gömülmesi gerekirdi ! Bunun için her gün 5.000 amelenin stadyum büyüklüğünde devasa çukurlar kazarak öldürülen Ermenileri bu çukurlara gömmesi icap ederdi ! Naziler dahi "Auschwitz", "Treblinka", "Dachau" ve "Matthausen" toplama kamplarında, gaz odalarında, krematoryumlarda böyle bir vahşete imza atamamışlardır. Aklı başında bir insanın mantığa, havsalaya sığmayan bu kuyruklu yalana inanması mümkün değildir. Ermeniler bugüne kadar tek bir toplu mezar yeri dahi gösterememişlerdir. Buna mukabil, Doğu Anadolu'da Türk Tarih Kurumu (TTK) başkanlığında yapılan muhtelif kazılarda 50’yi aşkın toplu mezarda Ermeni çetelerince katledilen Osmanlı Türklerine ait olduğu adli tıp yöntemleriyle tesbit edilen kemikler bulunmuştur. (örneğin; Kars’ın Subatan köyü)
Ayrıca, şu önemli gerçeği daima hatırda tutmak gerekir: Davasının haklılığına inanan ya da inandırılan bir kitle/zümre (Ermeniler/Ermeni diasporası) neden sürekli ama sürekli evrak sahtekârlıklarına, belge tahrifatına, düzmece ya da çalıntı fotoğraf üretimine bu denli ağırlık verir ? Yanıtını izninizle ben vereyim: Eğer amacınız dünya kamuoyunu bilgilendirmek değil de aldatmak ve manipüle etmekse böyle soytarılıklara tevessül edersiniz. (örneğin; Hans Morgenthau’nun öyküsü, Atatürk’e atfedilen sahte beyanatlar, Rus ressam Vasily Vereshchagin’in Moskova’da Tretyakov galerisinde sergilenen ve kuru kafalardan oluşan yağlıboya tablosunun siyah-beyaz kopyalarının sözde Ermeni soykırımını belgeleyen bir fotoğrafmışcasına takdimi, Dahiliye Nazırı Talât Paşa’ya atfedilen sahte telgrafların içyüzü, Ermeni çetelerince katledilen Osmanlı Türklerine ait fotoğrafların Türkler tarafından öldürülen Ermeniler şeklinde lanse edilmeye çalışılması, "photoshop" tekniğiyle üzerinde oynanmış veya başka tarihsel dönemlere ve olaylara ait fotoğrafların sözde soykırıma delil gösterilmeye çalışılması vs.)
Bir diğer önemli husus şudur: 1919-1921 yılları arasında Osmanlı başkenti İstanbul, itilaf devletlerinin işgali altındayken, tüm Osmanlı sivil ve askeri arşivleri İngiliz ve Fransızların denetimindeyken ve arşiv memurları da ekseriyetle Ermenilerden oluşurken, İngilizler bu dönemde, Osmanlı idaresince Ermenilere karşı bir soykırım işlendiğine dair arşivlerimizde didik didik belge aramışlar, hatta bu amaçla ABD makamlarına dahi müracaat etmişler, ancak, ecdadımızı soykırım suçuyla itham etmelerine elverecek ve mahkemeye delil olarak sunulabilecek nitelikte hiçbir kanıt elde edememişlerdir. Neticede, esir mübadelesi gibi başka bazı faktörlerin de etkisiyle, Malta'da sürgünde tuttukları üst düzey Osmanlı yöneticilerini çarnaçar serbest bırakmak zorunda kalmışlardır.
Ermeni çevrelerinin asılsız iddialarının aksine arşivlerimiz dünyanın tüm ülkelerinden akademisyenlerin ve tarihçilerin kullanımına açıktır. Buna mukabil, Ermeni arşivleri (örneğin; Boston, Erivan vs.) için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Hükümetimizin 2005’de asılsız soykırım iddialarının tahkiki için bir Uluslararası Tarihçiler Komisyonu kurulması yönündeki önerisi de ilk iki toplantıdan sonra Ermeni tarafının bu konudaki isteksizliği nedeniyle akim kalmıştır.
Türk tezlerinden yana görüş beyan eden veya kitap yazan saygın akademisyen ve profesörler militan Ermeni çevrelerince susturulup sindirilmiş, tehdit edilmiş, evleri kundaklanmış ve soykırımı "inkâr ettikleri" gerekçesiyle tazminat ödemeye mahkum edilmişlerdir (örneğin; Bernard Lewis, Stanford Shaw, Guenter Lewy, Heath Lowry, Justin Mc Carthy).
Özetleyecek olursak, sözde Ermeni soykırımı; düzmece evraka, tahrif edilmiş belgelere, çalıntı fotoğraflara ve iftiralara dayanan asırlık bir yalandır. Ecdadımız soykırım yapmamış, düşman işgaline karşı vatanımızı savunmuştur. Soykırımın uluslararası hukuktaki tanımı bellidir. Bu kavram gelişigüzel kullanılamaz. Parlamentolar tarihi yargılayamaz. Siyasi istismar ve oy avcılığına konu edemez. Bizi kamu vicdanında mahkum etmeye kalkanların öncelikle kendi tarihleriyle ve kirli vicdanlarıyla yüzleşmeleri gerekir. Geçmişinde, Namibya'dan Holokost'a kadar uzanan utanç verici suçlar ve alabildiğine kabarık bir soykırım sicili bulunan Almanya, Türkleri suçlamaya en az ehil ülkedir.
Bu vesileyle, yeri gelmişken şunu da hatırlatmak isterim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi'nin, “Perinçek-İsviçre” davasında 15 Ekim 2015'de açıklamış olduğu karar, “soykırım” iddiasını tek ve mutlak gerçek olarak kabul ettirme gayretlerine, bu iddianın sorgulanmasını dahi yasaklayan girişim ve uygulamalara karşı demokrasi ve hukuk ilkelerine dayanan çok güçlü bir uyarıdır. Karar, parlamentoların ve liderlerin yetkilerini aşarak tarihi yeniden yazamayacaklarını ve mahkemelerin de ilgili hukuk normlarını göz ardı ederek tarihe hakemlik yapamayacaklarını kayıt altına almıştır. Benzer vakalara emsal oluşturacak olan bu karar, tarihin ve hukukun siyasi amaçlarla istismarına gereken cevabı vermiştir.
Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Cemal Erbay
T.C. Bregenz Başkonsolosu
Haber : Havadis Haber ekibi
Copyright © www.havadis.at. Tüm Hakları Saklıdır. Havadis.at yayımladığı haber, fotoğraf ve görüntü ile internet ve wap için oluşturduğu her türlü bilgi, havadis.at yönetiminin izini olmadan hiçbir şekilde kullanılamaz.
