Avusturya siyasetinde İslam, başörtüsü ve entegrasyon konularındaki sert ve popülist olarak eleştirilen çıkışlarıyla öne çıkan Bakan Bauer yine şaşırtmadı. Çocuklara yönelik başörtüsü yasağının ardından bu kez “Siyasal İslam”ın yasaklanması için mümkün olduğunca hızlı hareket etmek istediğini açıkladı.

Bauer, koalisyon ortakları SPÖ ve NEOS’a bir öneri paketi sunmaya hazırlanırken yasağın dernekler ve dini cemaatlerle ilgili düzenlemeler dahil geniş kapsamlı olmasını istiyor.

Ancak tartışmanın en önemli noktalarından biri henüz cevaplanmış değil:

Tam olarak ne yasaklanacak?

“Siyasal İslam” deniliyor ama sınırları nerede başlayacak?

“Siyasal İslam” üzerinde herkesin uzlaştığı, sınırları tartışmasız tek bir kavram değil. Kavram genel olarak dini, devlet ve toplum düzenini dönüştürmeye yönelik siyasi bir proje haline getiren hareketler için kullanılsa da hangi düşünce, örgütlenme veya faaliyetin bu kapsamda değerlendirileceği belirleyici.

Bauer’in sözünü ettiği Avusturya düzenlemesinin hukuki sınırlarının nasıl çizileceği de henüz kamuoyuna bütün ayrıntılarıyla ortaya konmuş değil.

Dolayısıyla ortada henüz sınırları açık biçimde çizilmiş bir yasak yokken, tartışmanın merkezine doğrudan “İslam” kelimesinin yerleştirilmesi ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Radikalizmle mücadele edilecekse neden adı “İslam”?

Demokratik hukuk devletini ortadan kaldırmaya çalışan, şiddeti destekleyen veya anayasal düzenin yerine totaliter bir yapı kurmayı amaçlayan hareketlerle mücadele edilmesi elbette devletin görevidir.

Ancak burada sorulması gereken soru başka:

Mücadele edilen şey radikalizm ve demokrasi karşıtlığıysa neden bunun siyasi iletişiminde özellikle “İslam” kelimesi öne çıkarılıyor?

Aşırılıkçılığın dini veya ideolojik kökeni ne olursa olsun, devletin elinde şiddet, terör, nefret, tehdit ve hukuk dışı örgütlenmelerle mücadele etmek için araçlar bulunuyor.

Buna rağmen henüz sınırları dahi kesinleşmemiş bir kavramın sürekli “İslam” kelimesiyle birlikte kamuoyuna sunulması, radikal yapılarla sıradan Müslümanlar arasındaki ayrımı bulanıklaştırma riski taşıyor.

“Çağımızın en büyük tehlikesi” söylemi neye hizmet ediyor?

Bauer bununla da yetinmeyerek “Siyasal İslam”ı “çağımızın en büyük tehlikesi” olarak nitelendirdi.

Bu kadar ağır bir ifade kullanıldığında, kavramın neyi kapsadığının çok daha açık biçimde ortaya konması gerekir.

Çünkü Avusturya’da yaşayan yüz binlerce Müslüman açısından mesele yalnızca akademik bir kavram tartışması değil. İnsanlar çalışıyor, vergi ödüyor, çocuklarını okula gönderiyor, derneklere veya camilere gidiyor ve diğer vatandaşlar gibi günlük hayatlarını sürdürüyor.

“Siyasal İslam”ın sınırları belirsiz bırakılıp “İslam” kelimesi sürekli bir tehdit söyleminin içerisinde kullanıldığında ise Müslümanların tamamının potansiyel şüpheliymiş gibi algılanmasına ve toplumsal olarak fişlenmiş hissine kapılmasına yol açabilecek bir atmosfer oluşması riski var.

Burada “bütün Müslümanlar fişleniyor” şeklinde gerçekleşmiş bir devlet uygulamasını kanıt olmadan olgu olarak ileri sürmek yerine, kullanılan siyasi dilin böyle bir genelleştirme ve damgalama tehlikesi yarattığını söylemek daha doğru.

Müslüman mı, radikal mi? Devlet çizgiyi açıkça koymalı

Bir Müslümanın başörtüsü takması, namaz kılması, camiye gitmesi, dini bir derneğe üye olması veya inancını kamusal alanda ifade etmesi onu demokratik düzen karşıtı yapmaz.

Aynı şekilde İslam adına hareket ettiğini söyleyen bir örgütün demokratik hukuk düzenini ortadan kaldırmaya çalışması da dini özgürlük kapsamında değerlendirilemez.

Devletin görevi tam olarak bu iki alan arasındaki çizgiyi açık, ölçülebilir ve hukuk devleti ilkelerine uygun biçimde çizmektir.

Bu nedenle hükümet önce neyi yasaklamak istediğini somut olarak tanımlamalı, ardından bunun neden mevcut yasalarla engellenemediğini açıklamalıdır.

Hayat pahalılığı konuşulurken gündem yine İslam

Tartışmanın siyasi boyutu da göz ardı edilemez.

Avusturya yüksek yaşam maliyetleri, konut sorunu, bütçe açığı, vergiler ve sosyal alandaki tasarruf tedbirlerini tartışırken, hükümet cephesinden yeniden başörtüsü ve “Siyasal İslam” üzerinden son derece güçlü mesajlar geliyor.

Radikalizmle mücadele gereklidir. Ancak bunun yolu bir dinin adını sürekli tehdit kavramlarıyla yan yana getirerek toplumsal korku üretmek değil, suçu ve demokrasi karşıtı faaliyeti açık biçimde tanımlayarak hukuk çerçevesinde mücadele etmektir.

Aksi halde haklı bir güvenlik tartışması kolaylıkla popülist siyasetin aracına dönüşür; bunun bedelini de radikallerden önce, Avusturya’da huzur içinde yaşayan sıradan Müslümanlar öder.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.