Avusturya devlet televizyonu ORF 2'de canlı yayınlanan Im Zentrum programında, Avusturya'daki gençlerin neden radikalleştiği ve IŞİD'e destek için Suriye'ye gittikleri tartışıldı.
Avusturya Dışişleri ve Entegrasyon Bakanı Sebastian Kurz, Yeşiller Partisi Milletvekili Alev Korun, Hapishane danışmanı İmam Ramazan Demir, Din araştırmacısı Nina Käsehage ile gazeteci yazar Laila Mirzo'nun konuk olduğu IM Zentrum programını sunan Claudia Reiter yaklaşık bir saat süren programda konuklarına gençlerin neden radikalleştiğini ve bu radikalleşmesin önüne geçmek için neler yapılabileceğini sordu.
Sebastian Kurz; ağırlıklı olarak Avusturya İslam Cemaati'nin desteğini beklediklerini, sorunun ağırlıklı olarak Çeçen vatandaşı ve ötekileştirilmiş olan bu insanlar olduğuna değinirken; ''Bu insanlar savaştan kaçarak Avusturya hükümetine sığınmışlardır, yıllarca devletin vermiş olduğu yardımlar ile hayatlarını sürmüşlerdir. Bu zaman zarfında topluma entegre edilmediklerinden, kendilerine sorumluluk duygusu verilmediğinden ve sosyal hayatta faal olmadıklarından bir paralel toplum oluşturdular'' dedi.
Kurz, Avusturya'nın din hususunda özgür bir ülke olduğunu bu ülkeye gelen insanların bu özgürlükten faydalanabileceğini, ancak radikal oluşumlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti.
Entegrasyon Bakanı Kurz yaklaşık üç kez dile getirdiği ve Ramazan Demir'e ithafen, bir şeyleri tartışırken sürekli mağdur rolünde olmamaları gerektiğini; bunun gençler üzerinde, zaten Avusturya bize baskı uyguluyor düşüncesi oluşmasına neden oluyor dedi.
Hapishane danışmanı İmam Ramazan Demir; Avusturya genelinde 600 civarlarında Müslümanın cezaevlerinde bulunduğunu, ancak sadece 50-60 kişi civarında hapishane danışmanı (Seelsorger) olduğunu ve bunun yeterli olmadığını belirtti.
İmam Demir, özellikle hapishanelerde olan insanların bir boşluk içinde olduklarından arayış içerisine girdiklerini ve yanlış kişiler ile İslamiyeti istişare ederek kendisi ile İslamı konuşamadan kafalarında radikal bir görüş ile IŞİD'in saflarına katılabildiğini belirtti.
Demir; Kurz'a ithafen, insanları başörtüsü yasağı, çarşaf yasağı ile tedirgin edip sonra da kendilerini anlamalarını beklemelerinin doğru olmadığını belirtti.
"Daham stat İslam" gibi pankartlar ile aşırı sağ kesimin oy toplama uğruna Müslümanlar üzerinden propaganda yaptığını ve bununda ülkede yaşayan müslümanlara karşı önyargı oluşmasını sağladığını belirten Demir, Müslüman vatandaşlar ile ilgili karar alınırken kendileri ile bir istişare yapılmadığının, ancak sıkıntılı bir durum söz konusu olduğunda, kendilerinden destek beklendiğini Dışişleri Bakanı Kurz'a iletti.
Yeşiller Partisi Alev Korun, kadınların bedenleri üzerinden siyaset yapmak ile itham ettiği Kurz'a, ''Kadınların neresini örtüp neresini açacağını ne yazıkki siyaset malzemesi yapıyorsunuz. İnsanları şucu, bucu diye etiketlemek yerine, bu insanlar neden radikalleşiyor, ne gibi önlemler alınabilir diye düşünün. 250 milyonluk güvenlik bütçesinin sadece yüzde % 5'ini engellemek için ayrıldığını söylüyorsunuz, bu insanların radikalleşmemesi için önlemler alınmalı. İnsanlar radikalleşip IŞİD'e katıldıktan sonra güvenlik kurmak yerine, bu örgüte geçmemeleri için bir önlem oluşturun ve önlemlere masraf yapın'' dedi.
Milletvekili Korun, Bakan Kurz'a ithafen; ''Bir etnik gurubu, ya da ırkı fişleyerek radikalleşme engellenemez, bu yayını izleyen bir Çeçen bu konuşmanızdan sonra ne düşünür sizce'' dedi.
Din araştırmacısı Nina Käsehage; ''37 radikalleşme aşamasında olan gençler ile konuşup 35'ini İslamiyetin güzel yüzünden bahsettik. İslamiyetin merhamet dini olduğunu bu insanlara anlattık. Onlara kesinlikle 'İslamda ne işin var' demedik, bu insanlara güzellikleri anlatarak ikna ettik; korkutarak caydırmadık'' dedi.
Araştırmacı Käsehage ayrıca; ''Yeni entegrasyon yasasındaki, burka ve tesettür yasakları mantıklı değil. Zaten evine kapanan kapalı kadını, bu tip yasaklar ile evine daha da kilitlediniz. Eğer toplumda bir yer edineceklerse ve bu toplumun bir parçası olacaklarsa onlara imkanlar sağlanacağına evlerinden çıkıp toplumun bir parçası olmaları için kolaylık sağlanmalıydı'' dedi.
Yaklaşık 10 yıl önce İslamiyeti bırakıp Hırıstiyan olan Laila Mirzo, Kur'an-ı Kerim'in bir çok Müslüman tarafından Allah'ın sözü diyerek benimsendiğini ve her yazılanın harfiyen yerine getirilmesi düşüncesinde olduğunu açıkladı.
