Tören sırasında Ulusal Meclis Başkanı Wolfgang Sobotka, İsrail’in uğradığı bu saldırıyı kınarken, Avusturya’nın İsrail’in yanında kararlılıkla durduğunu vurguladı. Sobotka, antisemitizmle mücadele edilmesi gerektiğini belirterek, İsrail’e karşı yapılan saldırıların hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini ifade etti. Ancak, İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği ve binlerce Filistinli sivilin ölümüne yol açan saldırılar hakkında hiçbir açıklamada bulunmadı. Bu sessizlik, Avusturya'nın Orta Doğu'daki insani kriz karşısında taraflı bir duruş sergilediği eleştirilerini yeniden gündeme getirdi.
Anma töreni boyunca, Hamas’ın İsrail’e saldırıları sonucunda 1.200 kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlerce insanın yaralandığı hatırlatılırken, aynı dönemde İsrail’in Gazze’ye düzenlediği askeri operasyonlarda on binlerce Filistinlinin öldüğü, binlercesinin yaralandığı ve büyük bir insani trajedinin yaşandığına dair herhangi bir vurgu yapılmadı. Filistinli sivillerin içinde bulunduğu zor koşullar ve bu trajedinin derin etkileri tamamen göz ardı edildi.
Avrupa Yahudi Kongresi Başkanı Ariel Muzicant, Viyana İsrailit Cemaati Başkanı Oskar Deutsch ve İsrail’in Avusturya Büyükelçisi David Roet de törende konuşma yaparak, İsrail’e olan desteklerini dile getirdi. Hepsi, İsrail’de kaybedilen canları anarken, Filistin’deki ölümler ve insani kayıplar konusunda sessiz kalmayı tercih etti. Rehin alınan İsraillilerin kurtarılması çağrısı yapılırken, Gazze'deki binlerce masum Filistinli sivilin ölümüne değinilmedi.
Bu tek taraflı duruş, özellikle İsrail’in operasyonları sırasında Gazze’de hayatını kaybeden ve büyük zorluklarla yaşam mücadelesi veren Filistinlilerin yok sayılması olarak değerlendirildi. Uluslararası kamuoyunda, Avusturya'nın bu tutumu, adalet ve eşitlik ilkelerinden uzak bir tavır olarak eleştirildi. Filistinlilerin yaşadığı derin trajediyi görmezden gelen bu yaklaşım, Orta Doğu’daki çatışmaların gerçek boyutlarını anlamaktan uzak bir perspektif sunuyor.
Avusturya'nın İsrail’e olan desteğini sürekli vurgulaması, bölgede süren şiddetin tek taraflı olarak değerlendirilmesine ve Filistinli sivillerin yaşadığı insani krizlerin göz ardı edilmesine neden oluyor. Bu durum, Orta Doğu’da adil ve kalıcı bir barışın sağlanması önünde büyük bir engel olarak görülüyor.
