Avusturya’da yabancılar ve göçmenler üzerinden yürütülen tartışmalar son yıllarda daha sert hale gelirken, Avrupa’dan gelen araştırmalar ülkedeki ayrımcılık algısının ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın araştırmasına göre, Avusturya’da yaşayan siyahi bireylerin yüzde 72’si son beş yıl içinde ten rengi, kökeni veya dini nedeniyle ayrımcılığa uğradığını belirtti. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek seviyeler arasında yer aldı.

Araştırma sonuçları, Avusturya’daki toplumsal gerilim ve yabancı karşıtlığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Tarihsel arka plan dikkat çekiyor

Uzmanlara göre Avusturya’daki yabancı karşıtlığının kökleri yalnızca bugüne dayanmıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Avusturya uzun yıllar boyunca kendisini kültürel olarak daha kapalı ve tek tip bir toplum olarak tanımladı. Ancak 1960’lı yıllarda başlayan iş gücü göçüyle birlikte ülkenin yapısı değişmeye başladı.

Özellikle Türkiye ve Balkanlar’dan gelen işçiler, ülke ekonomisinin büyümesinde önemli rol oynasa da toplumun bazı kesimlerinde kültürel değişim korkusu oluştu.

Toplum bilimcilere göre ekonomik krizler, işsizlik korkusu ve güvenlik kaygıları arttığında yabancılar daha kolay hedef haline geliyor.

Siyasetin dili toplumu etkiliyor

Uzmanlar, bazı siyasetçilerin seçim dönemlerinde göçmenler üzerinden korku siyaseti yürüttüğünü belirtiyor.

Özellikle suç olaylarının haberleştirilmesinde kişilerin kökeninin sürekli vurgulanmasının toplumdaki önyargıları büyüttüğü ifade ediliyor.

Siyaset bilimcilere göre “biz ve onlar” dili kısa vadede oy kazandırsa da uzun vadede toplumdaki kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Bazı partilerin özellikle göç, sığınmacılar ve İslam üzerinden sert söylemler geliştirmesi, toplumdaki gerilimi daha görünür hale getiriyor.

Medyanın etkisi tartışılıyor

Uzmanlara göre medya dili de toplumdaki algıyı önemli ölçüde etkiliyor.

Sürekli olarak yabancılarla suç haberlerinin yan yana verilmesi, olumlu örneklerin ise daha az görünür olması toplumda tek taraflı bir algı oluşmasına neden olabiliyor.

Toplumsal paylaşım ortamlarında yayılan kışkırtıcı görüntüler ve doğrulanmamış bilgiler de öfkenin büyümesine katkı sağlıyor.

Özellikle korku ve öfke içeren içeriklerin daha fazla etkileşim alması, yabancı karşıtı söylemlerin daha hızlı yayılmasına neden oluyor.

“Çeşitlilik korkusu” neden oluşuyor?

Uzmanlara göre insanlar çoğu zaman tanımadıkları yaşam biçimlerinden çekinebiliyor.

Kültürel farklılıkların arttığı toplumlarda iletişim eksikliği ve karşılıklı temasın az olması, önyargıların büyümesine yol açabiliyor.

Ancak araştırmacılar, farklı kökenlerden insanların birlikte yaşadığı toplumlarda günlük temas arttıkça önyargıların zamanla azaldığını belirtiyor.

Tüm kaygılar haksız mı?

Uzmanlara göre toplumdaki bazı kaygıları tamamen yok saymak da doğru değil.

Kontrolsüz göç, uyum sorunları, sosyal baskılar ve bazı suç olayları toplumda endişe oluşturabiliyor. Ancak bireysel olayların milyonlarca yabancı kökenli insana mal edilmesi sağlıklı bir yaklaşım olarak görülmüyor.

Araştırmacılar, çözümün korku üretmekte değil; güçlü hukuk sistemi, eğitim, uyum politikaları ve toplumsal diyalogda olduğunu vurguluyor.

© www.havadis.at — Tüm Hakları Saklıdır.Havadis.at sitesinde yayımlanan haber, fotoğraf, video ve internet ortamında üretilen diğer tüm içerikler, Havadis Haber yönetiminin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz veya herhangi bir mecrada kullanılamaz.