volkan.meral @ havadis.at

İkinci dünya savaşı sonrası temeli barış odaklı atılan Avrupa birliği daha sonrasında ekonomik, siyasi, sosyal, sınırların kaldırılması ve ortak para birimi konularında birliğin yapısını geliştirmiş ve ulusal ticari anlaşmalar ile yapının dünya pazarına açılmasının önünü açmıştır. Avrupa birliği ülkeleri ekonomi anlamında yapmış oldukları çalışmaları olumlu yönde ilerleme kaydederken hesaplamadıkları ırkçılık meselesi Avrupanın başına bela olacak gibi gözüküyor.

Neredeyse bütün AB üyesi ülkelerde mevcut olan aşırı sağcı popülist ve AB karşıtı partiler arasında öne çıkan Danimarka Halk Partisi, Almanya için Alternatif, Hollanda Özgürlük Partisi, Fransız Ulusal Cephe, İtalyan 5 Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi, Avusturya Özgürlük Partisi, İsveç Demokratları ve Macar Jobbik Partisi. Aşırı sağcı, popülist, İslam ve göçmen karşıtı bu partiler artık üye ülkelerin iç ve dış politikalarını doğrudan etkileyebiliyorlar.

Aşırı sağcı partiler her zaman vardı ve var olmaya devam edecekler. Beni endişelendiren diğer siyasi partilerin aşırı sağcı partilerin politik duruşlarını kopyalamaları ve yabancı karşıtı bir siyasi yol izlemeleridir. AB ülkelerinde yaşayan yabancı kökenli insanları yok sayarak söylemlerini açıkca ırkçılık üzerine kurgulayan siyasiler barış odaklı kurulan Avrupa birliğinin kuruluş amacına uymayan bir tutum sergilemektedirler. Siyasi çıkar, oy kaygısı diye nitelendirdiğim bu durum son zamanlarda farklı boyutlara ulaşmış ve seçim atlatan AB üyesi ülkelerde seçim sonrası yabancı düşmanlığının devam ettiği gözlenmektedir. AB ülkelerinde ırkçılık suçlarının artması, AB halkının yabancılara karşı kurgulanmış bu politikadan etkilendiğinin bir kanıtı olmuştur.

AB içerisinde gözlemlenen bir diğer önemli unsur olarak, değişen küresel dengelerin etkisiyle ve özellikle son on yılda yaşanan büyük krizler sonucunda AB’nin başta siyasi ve ekonomik olarak istikrarsızlaşması ve kendisini tanımladığı demokrasi, insan hak ve hürriyetleri gibi kurucu değerlerinden uzaklaşması gösterilebilir.

Demokrasi, İnsan hak ve hürriyetlerinden bahseden AB, üye ülkelerine bu tanımı tam olarak benimsetememiş ve yaşanan mülteci krizi ve yabancı kökenlilere karşı yaptırımların körüklenmesini engelleyememiştir.

Avusturya’nın mülteci geçişlerini engellemek için Slovenya ve Macaristan'la sınırlarını kapatması üzerine, AB üyesi Balkan ülkeleri de aynı şekilde sınırlarını mültecilere ve mülteci geçişine kapatma kararı aldı. Ayrıca Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya, üye ülkelerin sığınmacı almasını zorunlu kılan Brüksel'in aksine mülteci kabul etmeyeceklerini duyururken, AB'yi ve diğer üyeleri mülteci politikalarını değiştirmeye zorladı.

Avusturya’nın Türkiye politikasından yola çıkarak ülkede yaşayan özellikle Türk asıllılar olmak üzere Müslümanları hedef alan eylem ve söylemleri artık açık açık meydanlarda dile getirilmektedir. 

Ab’nin demokratik değerlerle bağdaşmayan bir politik anlayışı benimsemesi bir yandan AB’yi kendi içinde bir ikileme düşürürken, diğer yandan AB üyesi ülkelerdeki aşırı sağcı popülist partilerin taban kazanmasına sebep olarak, şimdiye kadar marjinal sayılan bu tür parti ve hareketleri artık AB’nin bir gerçeği haline getirmiş durumdadır.

Mevcut yapısıyla artık varlığını koruyamayacağı AB Komisyonu tarafından da kabul edilen AB’nin, önümüzdeki dönemde başlıca hedefi siyasi ve ekonomik gelişme ve birliğin büyümesi gibi konular değil, birliğin varlığını koruması, dağılmasını engelleyici önlemlerin alınması ve ümid ederimki ırkçılıkla mücadele konularının ele alınması olacaktır.

Herkez için yaşanabilir ve huzur dolu bir Avrupa dileği ile….

Volkan Meral